Dr. Mehmet Sürmeli'nin kişisel web sitesine hoşgeldiniz.

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Kur'an-ı Kerim' de İman Kavramı - 2

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

2. Yalnızca, İslam’ı din olarak kabul etmek.iv Çünkü İslam’ın dışındaki hiçbir dine ve felsefeye göre “insan hayatının düzenlenmesini kabul etmeyeceğini” Allah bildirmiştir.v Allah’ın önceki peygamberlere göndermiş olduğu din (ler)in adı da İslam’dır. Yahudilik ve Hıristiyanlık şeklinde günümüzde temsil edilen dinler, Hz. Musa ve Hz. İsa’ya gönderilen dinler değildir. Bu gerçeği büyük müfessir ve fıkıh alimi Taberî (ö: 310/922) yüzyıllarca önce şöyle dile getirmiştir: “Yahudiler ve Hıristiyanlar Hz. İbrahim’in getirdiği dinden yüz çevirdiler; Yahudilik ve Hıristiyanlığı bir bid’at/ilahi referansı olmayan ideolojiler olarak uydurdular. Bu uydurdukları şey Allah’ın dini değildir. Böylece İbrahim’in getirdiği din olan İslam’ı terk ettiler.”vi Yahudilik ve Hıristiyanlık’tan bahsederken “İbrahimi dinler” diye söz etmek, doğru bir yaklaşım değildir. Tahrif olmuş her iki dini İbrahimî din olarak değerlendirmek; bozulan dinleri İslam’ın seviyesine çıkarmak anlamına geldiği gibi, İslam’ı da tahrif olmuş dinlerin seviyesine indirmek manasına gelir. Bugün bunu yapanların Kur’an ve Sünnetten hiçbir delilleri yoktur. Böyle bir düşünceye sahip olanlara en net cevabı bizzat Kur’an’ın kendisi şu ayetle vermiştir: “İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyandı; dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi.”vii

Bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak şöyle bir olay nakledilir. Abdullah b. Selam (ö: 43/663) iki kardeşini İslam’a davet etmiş ve onlara şöyle demiştir: “Allah Tevrat’ta ‘İsmail oğullarından adı Ahmed olan bir peygamber göndereceğini, kim ona iman ederse hidayette olacağını, kim de iman etmezse sapık olacağını’ buyuruyor. Sizler de bu peygambere inanın.” Kardeşlerinden biri iman etmiş diğeri ise inkar etmiştir.viii Bu olay da gösteriyor ki, İslam mutlak doğruyu temsil etmektedir. Onu hiçbir din ve ideolojiyle aynîleştirmemek gerekir. Yahudiliğin İbrahimî temeli olsaydı Abdullah b. Selam kardeşlerini Hz. Muhammed’e iman etmeye çağırmazdı.

Tüm bunlardan hareketle şunu söylemek mümkündür; Allah katında ne tahrif olmuş Yahudilik ve Hıristiyanlığın, ne de kutsal kitapları insan eliyle yazılmış Budizm, Konfüçyanizm ve Taoizm gibi dinlerin geçerliliği olmadığı gibi, kutsalı olmayan tanrı tanımaz dünya görüşlerinin ve bir kutsalı olsa da Allah’ı ciddiye almayan ama kendilerini ideolojilere mahkum eden kişilerin bağlı oldukları dinlerin de bir geçerliliği yoktur.

3. Tevhîdî düşünmek: Kur’anıkerim’de birçok ayet, Allah’ın insana olan yakınlığından söz etmektedir. Konuyla ilgili şu ayetleri örnek olarak verebiliriz: “Siz nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir...”ix İnsana, eylemlerini kontrol etmesi için güçlü uyarılarda bulunan bu ve benzeri ayetler, her türlü kayıtsızlığa karşı daha sorumlu bir hayatı öğütlemektedirler. Şu ayetle bu sorumluluk duygusu zirvelere taşınmaktadır: “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız”x

Allah’ın kendisine bu kadar yakın olduğunu bilen bir kişi, değil eylemlerini, iç dünyasını; gönlünü ve zihnini de temiz tutar. Kafasını ideolojilerin atık mekanı olmaktan koruduğu gibi, zihninde ilahi olanın karar kılması için de gayret gösterir. İnsanın “Her yaptığı eylemin kayda geçilmesi”xi davranışlarında güzellikleri ortaya çıkarır. “İçinden geçenlerden bile hesaba çekilme”xii endişesi ise kalbinin güzelleşmesine sebep olur.

4. İbadetlerde devamlılık ve istek: Kur’an ve Sünnet, ibadet terimine dar bir anlam yüklememiştir. İbadet; hem namaz, cihad, oruç, hac ve zekat gibi ritüel alanı içerir hem de mükellefin, tutku ve nefsinin basit isteklerine karşı gelerek Rabbini ululamak kasdıyla yapmış olduğu tüm fiilleri kapsar. Allah’a ibadet etmenin özünde, “ezelde verilen söze/ahd ve misaka riayet”, koymuş olduğu şerî sınırlara uymak, var olana rıza gösterip, kaybedilenlerden dolayı sabretmek vardır.xiii

İbadetlerin kabul olması ve sahibine fayda vermesi için yerine getirilmesi gereken bazı şartlar vardır. Bunlar:

1. Allah’ın isteklerini ihlaslı bir şekilde yerine getirme ve dinin belirlemiş olduğu sınırlara uymak.

2. İbadetlerde samimiyet ve ihlas yoksa, dinin belirlemiş olduğu şekle de uymuyorsa yapılanların bir değeri yoktur.

3. Kişi ibadetinde çok samimi olur fakat yaptıkları Kur’an’a ve Hz. Peygamberin uygulamalarına benzemezse yine geçerliliği yoktur.

4. Yapılan ibadet, şeklî olarak dine uygunluk arz eder fakat Allah’tan başka birinin rızası aranırsa; o ibadetin de hiçbir geçerliliği yoktur.xiv

Kur’anıkerim amellerin arzı konusunda tek varlık olarak Allah’ı göstermiş ve ibadeti O’nun zatına tekelleştirmiştir. Bunun bir göstergesi olarak da mü’minleri Allah’tan başkasına ibadet etmeme konusunda uyarmıştır. Bu çerçevede Yüce Allah şu tenbihatta bulunmuştur.

1. Şeytana ibadet etmeyin: İnsanın ezelî düşmanı olan şeytana karşı sürekli uyanık olması gerekir. Ona ibadet etmek, sembolik hareketler yaparak tapınmak anlamına gelse de, esasında, onun vermiş olduğu vesveseleri vahyin önüne geçirmek suretiyle hayatı anlamlandırmaktır. Böyle vahim bir durumun oluşmaması için Allah Teâla şu uyarıyı yapmıştır: “Ey Adem oğulları, ben size and vermedim mi ki: - şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin apaçık düşmanınızdır.”xv

2. Bir krala, hayatınıza hükmeden bir monarka ibadet etmeyin: Hayatı Allah’a rağmen düzenlemek isteyip bu davranışlarıyla tanrılık iddiasında bulunan kimselere tabi olmak; o kişilere ibadet sayılır. Toplumuna, “Ben sizin en yüce rabbinizimxvi diyen Firavun hem kendisini tanrı olarak görüyor hem de toplumsal itaat bekleyerek kendisine ibadet edilmesini istiyor. İbadetin yalnız Allah’a yapılacağını söyleyen ve tek ilah olarak Allah’a iman eden Hz. Musa’yı işkenceyle ve zindana atmakla tehdit ediyor. Kur’an bu durumu şöyle dile getirir: “(Firavun) “Bak” dedi. Eğer benden başka bir tanrı benimsersen, seni mutlaka hapse attırırım.”xvii Hakim dini sistemin ister kurallarını koyan kimse olsun, isterse İslam karşıtı bir dünya görüşünün uygulayıcısı olsun; böyle kimselere mutlak bir boyun eğme onlara ibadettir.

3. Oligarşik bir zümreye ibadet etmeyin. Kulluğun yalnızca kendisine yapılmasını isteyen Allah Teâla, insan hayatının vahiy karşıtı bütün düzenlemelerini reddetmiş ve insanlığı uyarmıştır. Tarihten örnekler vermiş ve bu örneklerden yola çıkarak her insanın özelde de mü’minlerin kendilerini sık sık kontrol etmelerini tavsiye etmiştir. Konuyla ilgili vermiş olduğu en ilginç örnek, Hz. Musa ve Hz. Harun’a karşı çıkan Firavun’un etrafındaki insanların kullandıkları ifadelerdir. Kur’an bu durumu şöyle anlatır: “(Firavun’un ileri gelen adamları) şöyle dediler: “Soydaşları bize ibadet eden ve kendileri de bizim gibi iki adam olan bunlara mı iman edeceğiz yanixviii Ayetteki “Abidûn” sözcüğünü birçok meal, ‘köle olan, kölelik yapan’ diye çevirse de böyle bir çeviriye şahsen katılmadığımızı ifade etmek isteriz. Kölelik, savaş hukukunun ortaya çıkarmış olduğu bir durumdur. Harp tutsaklığının adıdır. İsrailoğulları Mısırlılarla yapılan bir savaş sonucu tutsak olmamışlar, fakat, hakları sömürülmek suretiyle köle muamelesine tabi tutulmuşlardır. Bu bakımdan bunlara köle dememek gerekir.

Ayetteki esas vurgu, Firavun ve çevresindeki kişiler; yönetici elit, İsrailoğulları başta olmak üzere tüm halkın, kraliyetin çıkarmış olduğu kurallar çerçevesinde hareket etmelerini istiyor ve karşı çıkanları şiddetle cezalandırıyorlardı. Kendilerine karşı çıkmayı ve statükoya mutlak bağlılığı isteyen bu tavrı, Kur’an bizlere “abd” köklü bir sözcükle hikaye etmiştir. Amaç; “sizler de, Allah’ın dışındaki varlıklara mutlak bir itaatte bulunursanız, bu davranışınızın onlara bir ibadet olduğunu bilin” demektir. Ayette, iğneleme şeklinde gizli bir uyarı vardır.

4. Din adamlarına ve önderlik konumundaki kişilere ibadet etmeyin: İslam, din bilginlerine ibadet eden Hıristiyan ve Yahudileri kınamıştır. Onların bu durumunu Kur’an bize şu şekilde aktarır: “Hahamlarını, rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih’i, Allah’la beraber rabler olarak gördüler. Oysa, tek ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı...”xix Kendisi de Hıristiyanlık dinine girip tanıyan bir kimse olarak Adiy b. Hatem (ö: 60/679) bu ayeti dinlediğinde itiraz etmiştir: “Ey Muhammed, onlar rahiplerine tapmıyorlar, onları rab edinmiyorlar...” diye. Hz. Peygamber böyle bir itiraza şu tarihi cevabı vermiştir: “Onların din adamları haramı helal, helali de haram yapıyorlar, halk da itaat ediyor. Onların bu (kayıtsız şartsız) bağlılıkları onları rab edinme, onlara ibadettir.”xx

Din büyüğü de olsa onlara bağlılık ve itaat Allah’ın koyduğu sınırlarla kayıtlıdır. Mutlak bir itaat olmamalıdır. Mutlak bir itaatin varacağı kötü sonucu büyük müfessir Hamdi Yazır (ö: 1942) şöyle izah etmektedir: “Şeytanlara, tağutlara, nemrutlara, firavunlara, putlara ve haçlara tapmak nasıl bir şirk ve Allah’a küfür ise, alimlere kulluk, haddinden fazla kıymet vermek; mesela hatayı, doğruyu, hakkı, hak olmayanı ayırmayarak hak ilminin icabı olmayan fikirlerini, sözlerini hakkın emrinden çıkarılmayan şahsi görüşlerini, heva ve nefislerine uymanın mahsulü olan keyfi fetvalarını ve iradelerini revaçlandırmak bir şirktir. Aynı şekilde; güya onlarda Allah’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram yapabilecek, hakkın hükmünü değiştirecek bir hak ve yetki bulunabilirmiş gibi kastî sapıklıklar şöyle dursun, Allah’ın emrine aykırı olduğu açık olan hatalarına bile itaati uygun görmek, kısacası Allah ne diyor diye düşünmeden Allah’ın emrine uymayı hesaba almadan tabi olmak dahi öyle bir şirk ve küfür demektir. Allah’ı bırakıp başkalarına tapmaktır...”xxi

5. Heva’ya ibadet etmeyiniz: Heva, dinin çağrısının; Allah’ın meşru kılmış olduğu şeylerin dışında kişinin zevk duyduğu şehvetli şeylere meyletmesidir.xxii Tanımdan da anlaşılacağı üzere nefsin herhangi bir kayıt tanımadan, dini ve dini değerleri ciddiye almadan kendisine bir hayat alanı bulması hevadır. Sınırsız bir İbahiyecilik söz konusudur. Her şeyi mübah gören ve ilahi olanı hesaba katmayan bu anlayışın, fikrî, ahlakî, siyasî, ticarî, sosyal ve dinsel bir boyutu vardır. Tüm bu alanlarda ve hayatın tüm genişliğinde Allah dışta tutularak bir hayat kurgulanır ve pratik hale getirilirse bu durum hevayı tanrılaştırıp, ona ibadet etmektir. Kur’an, hevalarına tapınan insanları şu şekilde kınamaktadır: “Sen hiç kendi heva ve heveslerini tanrılaştıran (birini) düşündün mü? İmdi, böyle birinden de sen mi sorumlu olacaksın. Yoksa sen onlardan çoğunun (senin ulaştırdığın mesajı) dinlediklerini ve akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Hayır hayır, koyun sürüsü gibidir onlar; doğru yoldan hiç mi hiç haberleri yokxxiii

6. Tağutlara ibadet etmeyin: Allah’a karşı haddi aşan ve kendisine kulluk edilen her şey tağuttur. İster bu kulluk kişinin kendi iradesi ile olsun ister zorla, fark etmez. Kendisine ibadet edilen mabudun insan, şeytan veya put olmasının da farkı yoktur.xxiv

Bir kişi Allah’a isyan eder ve O’nun kullarını kendisine itaat etmeye zorlarsa, o zaman tağutlaşır. Böyle bir kimse şeytan, rahip, dini ve politik lider, kral veya bir devlet olabilir. Bundan dolayı bir kimse tağutu reddetmedikçe iman etmiş sayılmaz.

Tağuta iman, insanın küfür ve batıl çizgisine bağlı bulunduğunu ve neticede Allah’ı inkar edeceğini ifade eder. Halbuki Allah’a iman, insanın bütün sorumluluklarıyla, bütün boyutları ve kapsamıyla hayattaki uygulamasında hak noktasından hareket etmesi anlamına gelir. Bu iman en derin anlamı ile, Allah’ın dışındaki her şeyi reddetmeyi, Allah’ın belirlediğinin dışında bütün planlamaları, programları ve güçleri ezip geçmeyi ifade eder. İman eden bir insanın kalbinde Allah sevgisi ile tağut sevgisi asla bir arada bulunmaz.xxv

Tağutu inkar edip hiçbir zaman ona ibadet etmemek akidenin bir rüknüdür. İman iddiasında olup da tağuta ibadet edenleri Yüce Allah şu ayetle kınamış ve onlardaki inanç iddiasıyla eylemleri arasındaki uyumsuzluğu gözler önüne sermiştir: “Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak isterxxvi Bu ayetteki kınanan kimse Medineli bir münafıktır. Bir Yahudi ile aralarında anlaşmazlık çıkınca Allah’ın ve Hz. Peygamberin sunacağı bir çözüm yerine bu münafık, Yahudi bilgini olan Kab b. Eşref’in ortaya koyacağı çözümü benimsemiştir.xxvii Bu kişinin vahiy yerine bir Yahudinin İslam dışı önerilerini kabul etmesi; önerinin sahibini kutsaması ve ona ibadet etmesidir. Kur’an’a göre bu davranış bir çeşit kulluktur.

7. Meleklere, cinlerexxviii ve putlara daxxix ibadet etmeyin: Çünkü bunların hiçbirisi tapınılıp ibadet edilmeye layık varlıklar değildir. Hepsi de Allah’ın yaratıklarıdır. Onlardan mutlak bir fayda veya zarar beklemek onların varlık nedenlerini veya konumlarını bilmemekten kaynaklanan bir cehalettir. Fıtratı kirletmektir.

8. İbadeti yalnızca Allah’a yapın: Sorumluluk anından ölene kadarxxx, hayatın tüm alanlarındaxxxi ihlaslı bir şekildexxxii ibadet sadece Allah’a yapılır. Çünkü Kur’an’ın dünya görüşü ‘theocentric’tir; yani varlık merkezinde Allah vardır.xxxiii Hiçbir şey O’nun takdirini aşamaz. O’nun müdahale etmediği hiçbir alan yoktur. İnsanın evlenmesinden boşanmasına, siyasi faaliyetlerinden ahlaki eylemlerine, namaz, oruç, cihad, zekat ve hac gibi ibadetlerinden ticari işlerine kadar Allah kurallar koymuştur. İnsan, bu kurallara imanı ve hayata aktarması; inancı ile ibadeti arasındaki uyuma göre mü’min/müslim kimliğini kazanabilir. Sadece inandım deyip sonra da Allah’ı ciddiye almamak; iman uğruna bir bedel ödememek, inanç-amel uyumsuzluğudur. Hayatını Allah’la anlamlandıran hiçbir Müslüman bu çelişkiye düşmemelidir. Hz. İbrahim’in yapmış olduğu şu dua, çelişkisiz bir imanı tanıtması ve hayatı kuşatıcılığı bakımından oldukça anlamlıdır. Her Müslümanın hayatında bu duanın bir yeri olması için Kur’an bu duayı örnek olarak sunmuştur: “De ki: ‘Bakın benim namazım, (bütün) ibadetlerim, hayatım ve ölümüm (yalnızca) bütün alemlerin Rabbi olan Allah içindir.”xxxiv


i Â’raf 7/54.

ii Bkz: Bakara 2/285, Nisa 4/59, 64, 65, 69, 80, 136, 150-152.

iii Nisa 4/150-152.

iv Âl-i İmran 3/19

v Âl-i İmran 3/85

vi Taberî, Câmiu’l-Beyan, c. I, s. 609. Ayrıca Bkz: Ebu’l-Fidâ İsmail b. Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Daru’l-Velid, Cidde, 1993, c. I, s. 176.

vii Âl-i İmran 3/67

viii Âlûsî, Şihabuddin Seyyid Mahmud, Ruhu’l-Meânî, Beyrut, 1994, c.I, s. 385.

ix Hadid 57/4

x Kâf 50/16

xi İnfitar 82/11-12

xii Bakara 2/284

xiii Cürcani, Tarifât, s. 146.

xiv İbni Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn, Beyrut, 1998, c. I, s. 96-7.

xv Yasin 36/60. Ayrıca bak: Meryem 19/44

xvi Naziat 79/24

xvii Şuarâ 26/29

xviii Mü’minûn 23/47

xix Tevbe 9/31

xx Taberî, Câmiu’l-Beyan, c. VI, s. 354; Zemahşerî, Keşşaf, c. II, s. 256; Ferra, Meâni’l-Kur’an, c. II, s. 433; İbni Kesir, Tefsiru’l-Kur’an, c. II, s. 333; Âlûsî, Ruhu’l-Meâni, c. V, s. 276; Hazin, Lübâbu’t-Te’vil, c. II, s. 259; Yazır, Hak Dini, c. IV, s. 214.

xxi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. IV, s. 216.

xxii Cürcani, Tarifat, s. 257; Isfahânî, Müfredat, s. 849.

xxiii Furkan 25/43-44.

xxiv Taberî, Câmiu’l-Beyan, c. III, s. 21, Isfahanî, Müfredat, s. 521, Kahtanî, el-Vela ve’l-Bera, s. 23.

xxv Fadlullah, Min Vahyi’l-Kur’an, c. V, s. 33.

xxvi Nisa 4/60

xxvii İbni Kesir, Tefsiru’l-Kur’an, c. I, s. 492; Âlûsî, Ruhu’l-Meâni, c. III, s. 65-6.

xxviii Sebe’ 34/40-41

xxix İbrahim 14/35

xxx Hicr 15/99

xxxi Bakara 2/208

xxxii Beyyine 98/5

xxxiii İzitsu, Kur’an’da Ahlaki Kavramlar, s. 38.

xxxiv Enâm 6/162



Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BURADASINIZ Makaleleri Akaid yazıları Kur'an-ı Kerim' de İman Kavramı - 2