Dr. Mehmet Sürmeli'nin kişisel web sitesine hoşgeldiniz.

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Allah'ın Nuruyla Bakmak; Basiret

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

Allah’ın (c.c) bir ayeti olan dil[2] aracılığıyla insanlar nasıl anlaşıyorsa, kavram dili de inanç çerçevesinde bir anlaşma vasıtasıdır. Kur’an-ı Kerim ve sünnetteki binlerce kavram, müminlere zengin bir zihin dili kazandırmıştır. Bu kavramların bir kısmı Kur’an-ı Kerim’de yüzlerce defa kullanılmak suretiyle ‘odak kavram’ niteliğini kazanmıştır. Fakat her kavramın ilgili olduğu mutlak varlık Allah’(c.c)tır. Müminim diyen hiçbir kimse ne hayata ne de kavramlara Allah’tan ayrı ve Allah’a rağmen bir anlam veremez.

 

Kur’an-ı Kerim’de çokça kullanılan kelimelerden birisi de ‘basar’ kelimesidir. Yüce Allah, basar kelimesini türevleriyle beraber değişik şekillerde kelamında anlamlandırırken, bu kelimeden türeyen ve kavramsal bir anlam yüklenen ‘basiret’ ise Kur’an-ı Kerim’de daha az geçmektedir.

Basar, görme kuvveti ve duyusu, görme melekesidir ki[3] ışıklar, renkler ve şekiller onunla algılanır.[4] Basar kelimesinin değişik kullanış biçimleri sözlüklerde, bilme, görme, teemmül (derin düşünme), tearruf, tarif, izah, aydınlatma, delil getirme ve hüccet manalarında kullanılmıştır.[5] Aynı kelime, el-Basar olarak Allah(c.c)’ın subuti sıfatlarından biri olarak bilindiği gibi; el-Basîr şeklindeki kullanılışı ise Esmayıhüsnadan birisidir. Basar ve Basîr, Yüce Allah için gerek sıfat gerekse isim olarak kullanılsın, O’nun her şeyi tüm ayrıntılarıyla görüp bildiğini ve O’nun görme ve bilme alanının her şeyi kapsadığını ifade eder. Fakat, tek başına ‘basar’ denildiğinde baş gözüyle bakma ve eşyanın dış yüzünü görme anlaşılır.

‘Kalp gözü’ anlamına gelen basiretin varlığı imana bağlıdır. İmanı olmayanın basireti de yoktur. Şu ayeti kerime inkârcıların basiretinin olmadığının en önemli delilidir: “And olsun ki cehennem için birçok cin ve insan yarattık; onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama göremezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da sapıktırlar.[6] Allah’ın yaratmış olduğu eserlerin sırrını müşahede eden; basiret gözüyle ‘lâ ilahe illallah’ın sırlarını da idrak eder.[7] İmanın varlığına bağlı bir kavram olan basiret; görme, idrak etme, bir şeyin iç yüzüne vâkıf olma, keskin anlayış, sezgi, hakikati keşfetme, doğru yolu tanıma, gerçeği yanlıştan ayırma, hüccet, apaçık delil, şahit, dini ve akli delil anlamlarına gelir.[8] Gerçekleri görmeye vesile olduğu için, ayetlere de basiretin çoğulu olan ‘besair’ adı verilir.

Terim olarak ise basiret; ilahi sıfatlardan olan Basar’ın kullardaki tecellisidir.[9] Kudsiyet nuru ile nurlanmış bir kalbin kudreti olan basiret sayesinde kişi, eşyanın hakikatini ve iç yüzünü kavrar.[10] Müfessir Bagavi(ö.516/1122) ise basireti, hak ile batılın kendisi vasıtasıyla birbirinden ayırt edildiği marifet[11]; kalbin idraki olarak tanımlamıştır. Buna bağlı olarak bazı tasavvuf âlimleri basiretin de Allah(c.c) tarafından indirildiğini savunmuşlar ve ‘bu indirilen nimetten rızıklanıp gereği gibi yararlanan müminlere ne mutlu’ demişlerdir.[12] Basiretin semadan indirildiğini kabul edersek, Kur’an-ı Kerim’in ihtiva ettiği her şeyle beraber; peygamberlerin getirmiş olduğu hakikatlerin hepsini basiretin içerdiğinin bilinmesi gerekir.[13] Bazı ârifler basireti, ‘Allah’tan insana verilen en yüce nur’ diye tanımlamışlardır. Bu nurun Allah’tan başkasına birazcık da olsa meyleden insanlarda tecelli etmeyeceğini de haber vermişlerdir.[14] Çünkü, Allah(c.c)’tan başkasına duyulan en küçük meylin insanı cehennemlik eden bir suç olduğu bildirilmiştir.[15]

Basiretin, şahitlik ve murakabe anlamları da vardır. “O gün insana önceden yaptığı da, yapmayıp geriye bıraktığı (yapabilecekken yapmadığı) her şey haber verilecektir. Doğrusu insan kendisine şahit(basiret)tir.”[16] ayetindeki basiret bu manadadır.[17] Kişi, eliyle, gözüyle, kulağı ve diğer azalarıyla yapmış olduğu amellere şahittir ve kendisini murakabe eder.[18] Sözlük anlamlarını da göz önünde bulundurarak yeni bir mana verirsek basiret; bir müminin Allah(c.c)’ın ayetleri, Hz. Peygamberin sünneti, sahabilerin örnekliği, dini ve akli deliller ışığında kendisini, insanları, dünyayı ve ahireti gereği gibi tanıması, hayatının her alanında yalnızca Allah(c.c)’ın rızasını gözeterek amel edip kalbini, zihnini, elini, gözünü ve tüm organlarını kontrol altında tutup hayata Allah’ın nuruyla bakmasıdır. Bir an bile haktan sapmadan Allah’ın dini üzerine sebat etmesidir.[19]

Kur’an-ı Kerim’de ve sünnette kullanılan bazı kavramlar daha vardır ki bunların da anlamları basiret kavramına yakındır. Bunlara basiret kavramının anlam alanına giren kavramlar da denir. Bu kavramlar şunlardır:

1. FİRASET: Kelime anlamı olarak sezme, hissetme, ince görüş, yüz ve elin dış görünümlerinden insanların kişilikleri ile ilgili bilgiler çıkarma ve tahmin demektir. Kavramsal olarak ise (Allah’ın dilediği kadarıyla) gaybı bilme ve eşyanın iç yüzü ile ilgili kesin bilgiye ulaşmadır.[20] Böyle bir lütufa ulaşmanın yolu, Allah’ın ve Resulünün koyduğu şerî sınırlara ihlasla uymaktır. Sufi, gözünü haramlardan, nefsini şehvetlerden korur, murakabenin devamlılığıyla iç alemini, sünnete tabi olmakla dış alemini tamir eder, helal yemeyi de adet edinirse firaseti yanlış olmaz. Zira firaset, kalbin üzerine düşen bir manadır. Kendisine ters düşen her manayı yok eder. Kalbe hakimdir. Firasetin karşısında nefsin ihtimallerine yer yoktur. Firasetin kuvvetliliği ve zayıflığı imanın kuvvetine bağlıdır. İmanı kuvvetli olanın firaseti daha keskindir. Firaset nuruyla bakan hakkın nuruyla bakar. İlmini haktan alır. Unutkanlık ve gaflet olmaz.[21] İmanı yakîn derecesinde olan müminlerin firasetini Hz. Peygamber şöyle açıklamıştır: “Müminin firasetinden sakınınız. Çünkü o baktığı zaman Allah’ın nuru ile bakar.”[22] Bazı rivayetlerde ise “…Alimlerin firasetinden sakınınız.” ifadesi vardır. Çünkü âlimler, Allah’ın nuru ile bakarlar. Bu nuru Yüce Allah, onların kalplerine ve gönüllerine bırakmıştır.[23] Bu rivayetten anlaşıldığına göre firaset biraz vehbidir. Basiretle firaset arasındaki fark da buradadır. Basirette kesbi yön; kulun azim ve gayreti ağırlıklı iken firasette ise vehbî yön ağırlıktadır. Firasetle ilgili bir taksimat yapan âlimlerin görüşleri de buna delalet eder. Tasavvuf âlimleri firaseti ikiye ayırırlar: a. Tabiî firaset: Bazı karinelerle bazı hususları bilme. Bu umumi firasettir. İpuçlarından ve delillerden hareketle bazı olaylar, kişiler hakkında tahminde bulunma. b. İlahi lütuf olan firaset: Allah’ın kalplere verdiği ilhamla bir şeyi bilme. Gerçek firaset budur. Mümine bağışlanan bir nur olan böyle bir firaseti elde etmenin yolu, yakini bir iman ve salih ameldir. Bu nur ne amelsiz ilimle, ne de marifetten yoksun amelle elde edilir.[24]

2. FURKAN: ‘İki şeyi birbirinden ayıran’ anlamına gelen furkan[25]; Kur’an-ı Kerim’in de isimlerinden biridir.[26] Kur’an-ı Kerime, furkan denilmesinin sebebi, hak ile batılın, imanla küfrün, fısk ile itaatin, zulüm ile adaletin onun aracılığıyla gayet net olarak birbirinden ayırt edilebilmesinden dolayıdır. Buna göre furkan; hak ile batılın arasını ayıran ayrıntılı ilimdir.[27] Furkanın da vehbi bir yönünün olduğunu söyleyen Ragıb el-Isfahani (ö.h: 425) kavramı şöyle tanımlamıştır: ‘Kalbe Allah’ın verdiği bir nur ve tevfiktir ki onunla hak ile batıl birbirinden ayırt edilir.[28] Nitekim bu durumun vehbi oluşuna şu ayet de işaret eder: “Ey iman edenler! Allah’ın emirlerini yerine getirir yasaklarından da kaçınarak onun koruması altına girerseniz o size furkanı (iyilikle kötülüğü ayırt edecek nuru) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi affeder. Allah büyük lütuf sahibidir.”[29] Furkanın verilmesini her ne kadar vehbi olarak ifade etsek de, ayetin zahirinden de anlaşılacağı üzere kesbi bir yönü; Allah’ın lütfuna layık olmak için gayret etme yönü de vardır. Yüce Allah’ın kullarına furkanı vermesi, onların Allah’a ve Resulüne samimiyetle iman etmelerine, takva sahibi olmalarına ve buna bağlı olarak; farzları yerine getirmelerine, isyanın her türlüsünden kaçınmalarına, Allah’a ve Resulüne ihanet etmemelerine ve kendilerine verilen her türlü emaneti gözetmelerine bağlıdır.[30] Ayette, yerine getirilmesi gereken şartlara riayet edildiğinde, Allah Teala’nın dünyada ve ahirette kullarına yardımda bulunacağına ve onları her türlü azaptan kurtaracağına müjdeler de vardır.[31]

3. MURAKABE: Denetleme, gözetleme ve dikkati bir noktaya toplama, koruma ve kontrol etme anlamlarına gelen murakabenin Kur’an-ı Kerim’de yüzlerce dayanağı vardır. Ayet sonlarında sıkça rastlanan, Allah’ın basir (görmesi), semi (işitmesi), alîm (bilmesi), rakîb (denetleyip kontrol etmesi) ve hafiz (muhafaza etmesi) olması murakabe ile ilgili herkesin rahatlıkla görebildiği önemli hatırlatmalardır. “…Biz insana şah damarından daha yakınız.”[32], “Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir.”[33], “…Allah içinizden geçenleri bile (tüm ayrıntılarıyla) bilir.”[34], “Sözünüzü ister açıklayın ister gizleyin Allah, sinelerin özünü bilir.”[35], “(Sizinle beraber) değerli yazıcı melekler vardır; yaptıklarınızı bilirler.”[36] gibi birçok ayet, insanın sürekli ilahi denetim altında olduğunu bildirmektedir. Bu ayetlerden yola çıkılarak murakabe şöyle tanımlanmıştır. Kulun bütün hâl ve hareketlerine Allah’ın vâkıf olduğunu bilmesi ve bu bilinç hâlini (zihninde) devamlı canlı tutmasıdır.[37] Müminin, murakabeyi bir hâl olmaktan çıkarıp bir makam hâline getirmesi gerekir. Bu sayede gönlüne basiret nuru doğar ve Allah’ın ilhamına mahzar olarak hakla batılı birbirinden ayırır.

4. TEVESSÜM: Firasetle eş anlamlı olarak kullanılan bu kavram, kelime olarak, yakından gözetleme, dikkatle inceleme, bakma ve seyretme[38] anlamlarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de ‘mütevessim’ kalıbıyla kullanılır. Mütevessim, bir şeyin harici özelliklerinden yola çıkarak o şeyin hakikatini, özünü, iç yüzünü anlamak için gereken dikkat ve duyarlılığı gösteren kimsedir.[39] Mütevessim olan mümin; hayata vahyin penceresinden bakar, hiçbir hadiseye boşu boşuna bakmaz; tarihi, tarihi olayları ibretle değerlendirir; milletlerin helakından, evrende cereyan eden sünnetullahtan anlamlar çıkarır ve bu anlamlar ışığında davranışlarına yön verir.[40]

Açıklamaya çalıştığımız bu kavramlarla basiret kavramı arasında bir ilginin olduğunu belirttik. Basiret aynı zamanda, Hz. Peygamberin takip etmiş olduğu ahlaki bir davranıştır. Onun davet metodudur. Yusuf Suresinde, Hz. Yusuf kıssası anlatıldıktan sonra bu kıssadan Kureyşlilerin ibret alması istenmiştir. Onlara, Allah, Hz. Yusuf’u nasıl kardeşlerinin zulmünden kurtardı ve iktidar verdiyse, Hz. Muhammedi de sizin zulmünüzden kurtarıp ona da devlet/sultan verecektir[41] mesajı verilmiştir. ‘Sultan’a/iktidara talip olan müminlerin, Allah yoluna insanları Hz. Peygamberin metoduyla davet etmesi gerekir. O, bu yolu şöyle açıklamıştır: “De ki: İnsanları çağırdığım dosdoğru Allah yolu budur. Ben bu yola, benimle olanlarla beraber basiretle çağırıyorum. Allah’ı tesbih ederim ve ben (hiçbir zaman) müşriklerden olmadım.[42] Hz. Peygamberin sireti olan basiret; inanç ve ibadette ihlaslı olma, yalnızca Allah’a itaat edip günahları terk etme, davet edilen konuları kesin bir ilimle bilme ve topluma Kur’an-ı Kerim ile öğüt verip onları her türlü kötülükten uzaklaştırmaktır.”[43]

Müminler, herhangi bir sebeple nurani bakış açılarını kaybedecek olurlarsa hemen “istiğfar” okumalıdırlar. Çünkü insan, istiğfarla ilahî tecelliyi yeniden kazanmaya layık olur. Allahuteala Kur’an-ı Kerim’de, insanın basiretini yok eden davranışları haber vermiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Körü körüne ataları taklit etmek: Körü körüne batıl şeyleri taklit, insanın hakikati bulmasını engeller. Şu ayet bu duruma işaret etmektedir: “Onlara, ‘Allah’ın  indirdiğine uyun’ denildiğinde bazıları: ‘Hayır, biz (yalnız) atalarımızdan gördüğümüz (inanç ve eylemler)e uyarız.’ diye cevap verirler. Ya ataları akıllarını hiç kullanmamış ve hidayetten nasip almamış iseler?[44]
  2. Din bilginlerine kayıtsız şartsız itaat: “Onlar hahamlarını, rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih’i Allah’la beraber rableri olarak gördüler. Oysa, onlar Tek bir ilaha kulluk etmekle emrolunmuşlardı…[45]
  3. Hakikate karşı inatçı tavır takınmak: Bu durum ayette şöyle tasvir edilmiştir: “Ve (hakitatin) bütün işaretlerini görselerdi yine de ona inanmazlardı; o kadar ki, onlar tartışmak için sana geldiklerinde, hakikati inkâra şartlanmış olanlar, ‘Bu, eski zamanların masallarından başka bir şey değil’ derler.[46]
  4. Kontrolsüz, aşırı sevgi: Bir şeyi severken sınır koymamak basireti öldürür. Hz. Peygamber de bu durumu şu çarpıcı sözleriyle açıklamıştır: “Bir şeyi çok sevmek/ölçüsüz sevmek gözü kör kulağı sağır eder.[47]
  5. Allah’ın ayetlerine karşı tavır alanlarla birliktelik oluşturmak ve onlarla ortak bir pakt kurmak: Hz. Peygamber, İslam’ı tebliğe başladığı andan itibaren müşriklere karşı ilkeli durmayı emretmiş ve: “Kim bir müşrikle beraber olur (dostluk kurar) onunla birlikte (gönül hoşluğuyla) kalırsa o da onun gibidir.”[48] buyurmuştur. Onlar batıl fikirlere sahip oldukları için “Onların ateşiyle aydınlanmayın (müşriklerle, müminlerle ait konularda istişare etmeyin.)[49] uyarısını da yapmıştır. Müşriklerle birlikteliği yasaklayan birçok ayet de vardır. Bu ayetlerden birinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “İmdi, mesajlarımız hakkında ileri geri konuşan kimselere rastladığın zaman, bu kimseler başka konulara geçinceye kadar onlardan uzak dur; ve eğer şeytan sana (yapman gerekeni) unutturursa, hiç değilse, hatırladıktan sonra, artık açıkça zulmeden böyle bir topluluğun içinde yer alma.[50]
  6. Günahlara çokça dalmak: Çok günah işlemek de basireti öldürür. Basiret ölünce feraset kalmaz. Allahuteala bu konuya şu ayetiyle açıklık getirmektedir: “Ne zaman mesajlarımız onlara iletilse, hep ‘geçmişin masalları’ derler. Hayır, onların kalpleri, yaptıkları (kötülükler) ile pas tutmuştur.[51]
  7. Akıllarını gereği gibi kullanmamak, düşünmemek ve evrendeki Allah’ın kevnî ayetlerine kayıtsız kalmak: “Gerçek şu ki; Biz, cehennem için, kalpleri olup da gerçeği kavramayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da işitemeyen cinlerden ve insanlardan birçok kişi yarattık. Onlar hayvan sürüsü gibidir; hayır hayır, hakikati kavramada onlar hayvanlardan da aşağıdırlar…[52]
  8. Allah’ın zikrinden, ayetlerinden yüz çevirmek: “Kim, benim zikrimden/vahyimden yüz çevirirse, bilsin ki, onun dar bir hayat alanı olacaktır. Biz, kıyamet günü onu kör olarak haşredeceğiz.[53]

Basiret ve ferasetin sembolik örneği Hz. Peygamber’dir. Onun hayatı, mücadelesi ve sünneti dikkatlice incelenirse, basiret ve feraset üzerine bir ömür sürdüğü görülür. Muhammedî bir özellik olan basiret nurunun artması için her Müslümanın yapması gereken güzel amellerden bir kısmı şunlardır:

  1. Manasını anlayarak, ayetler üzerinde derin derin düşünerek, Allahuteala’nın maksadını anlamaya çalışarak Kur’an-ı Kerim okumak.
  2. Farzlardan ayrı olarak nafile ibadetlerini çok yaparak Yüce Allah’a yakınlaşmaya çalışmak.
  3. Her an; dille, kalple, amelle ve hâl ile Allah’ı zikretmek.
  4. Allah’ın sevip razı olduğu şeyleri, kişinin kendi sevdiği şeylere tercih etmesi.
  5. Allah Tealayı, isimleri ve sıfatlarıyla bilip bu isim ve sıfatların anlamlarından çıkardığı nasiple ahlaklanmak.
  6. Yüce Allah’ın insana yaptığı zahiri ve batınî iyilik ve ihsanı her zaman müşahede edip düşünmek.
  7. Allah’ın huzurunda olduğunun bilinci içerisinde kalp huzuruyla beklemek.
  8. İlahi rahmetin iniş vaktinde Allah’a dua ederek, Kur’an okumak, kalbi kontrol ederek tövbe ve istiğfar hâlinde olmak.
  9. Hz. Peygamberi örnek almak ve onun hâliyle ahlaklanmaya çalışmak.

10.  Hayatın tüm genişlik[54], uzunluk[55] ve derinlik[56] alanlarında vahiyden ayrılmamak.

Bütün bu güzel ameller, insanın basiret nurunun artmasına vesiledir ve mümin bu nur sayesinde hayata Allah’ın nuruyla bakmaya başlar.

Dr. Mehmet Sürmeli

 

 


[1] 62 Cuma 2.

[2] 30 Rum 22.

[3] Muhammed b. Ebubekir b. Abdulkadir er-Razi, Muhtaru’s-Sıhah, trsz,  s. 46; İbn Manzur, Lisanu’l-Arap, I, 290; Zemahşeri, Keşşaf, II, 52.

[4] Cürcani, Seyyid Şerif, Tarifat, 46.

[5] Lisanu’l-Arap, I, 290-291; Muhtaru’s-Sıhah, s. 46.

[6] 7 Araf 179.

[7] Bursevi, İsmail Hakkı, Sohbetü’s-Salikin, ter: Mustafa Uslu, İ.H.Burs. Yay, No: 1, Bursa, s.17.

[8] İbn Manzur, a.g.e, 291; Zemahşeri, a.g.e, II, 52; Suyuti, Celaleyn, 203; Havva, Said,  el-Esas,  X, 6266, İbn Kesir, Tefsir, II, 477; Uludağ, Süleyman, T.D.İ.Vakfı Ansiklopedisi (ilgili madde), V, 103.

[9] Uludağ, T.D.İ.Vakfı Ansiklopedisi, V, 103.

[10] Cürcani, a.g.e, s. 46; Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 139; Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 86.

[11] Bagavi, Meâlimu’t-Tenzil, s. 467; Hazin, Tefsir, (Mecmau’t-Tefasir’de), II, 461.

[12] Sülemi, Hakaiku’t-Tefsir, I, 211.

[13] İbn Kesir, a.g.e, II, 154.

[14] Alusi, Ruhu’l-Meani, V, 78.

[15] 11 Hud 113.

[16] 74 Kıyame 13-14.

[17] Zemahşeri, a.g.e, IV, 648; İbn Manzur, a.g.e, s. 292.

[18] Bagavi, a.g.e, s. 990.

[19] İbn Manzur, a.g.e, s. 292.

[20] Cürcani, a.g.e, s.116.

[21] Kuşeyri, Risale, s.279-281.

[22] Acluni, Keşfu’l-Hafa, I, 42; Taberi, Camiu’l-Beyan, VII, 528; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, X, 271.

[23] Acluni, a.g.e, I, 42.

[24] Taberi, a.g.e, VI, 225.

[25] Uludağ, Süleyman, Sözlük, s. 194.

[26] Bk. 2 Bakara 185, 23 Furkan 1.

[27] Cürcani, a.g.e, 116; Zemahşeri, a.g.e, II, 208; İbn Kesir, a.g.e, II, 289.

[28] Isfahani, Müfredat, s.633-634.

[29] 8 Enfal 29.

[30] Taberi, a.g.e, VI, 222-223.

[31] Ferra, Meani’l-Kur’an, I, 408; İbn Kesir, a.g.e, II, 289.

[32] 50 Kaf 16.

[33] 57 Hadid 4.

[34] 57 Hadid 6.

[35] 67 Mülk 13.

[36] 82 İnfitar 12-13.

[37] Cürcani, a.g.e, s. 210.

[38] Bagavi, a.g.e, 496; Taberi, a.g.e, VII, 528; Isfahani, a.g.e, 871.

[39] Zemahşeri, a.g.e, II, 563; Esed, Muhammed, Kur’an Mesajı, II, 564.

[40] Ayrıca bkz: Taberi, a.g.e, VII, s. 527-529.

[41] 17 İsra 80.

[42] 12 Yusuf 108.

[43] Taberi, a.g.e, VII, 314.

[44] 2 Bakara 170.

[45] 9 Tevbe 31.

[46] 6 Enam 25.

[47] Ebu Davud, Edeb, Had No: 5130 V, 347.

[48] Ebu Davud, 9 Cihad, Had No: 2787, III, 224.

[49] Ahmed, Müsned, III, 99.

[50] 6 Enam 68. Ayrıca bkz. 4 Nisa 140.

[51] 83 Mutaffifin 13-14.

[52] 7 Araf 179.

[53] 20 Taha 124.

[54] 2 Bakara 204.

[55] 15 Hicr 99.

[56] 98 Beyine 5.



Yorumlar  

 
0 #1 GUNAY 09-02-2012 18:21
ES SALATU VES SELAM YA RESULALLAH ALLAHIM NUR ISMINLE AYDINLAT GONLUMU ASKINI TATIR YARABBI SOYLE HER YERDE ELHAMDULILLAH
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BURADASINIZ Makaleleri Kavram yazıları Allah'ın Nuruyla Bakmak; Basiret