Dr. Mehmet Sürmeli'nin kişisel web sitesine hoşgeldiniz.

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Eğitimci - Yazar Dr. Mehmet Sürmeli ile Söyleşi

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

Sahabiler ‘halifeleriniz kim?’ diye sorduklarında, Hz. Peygamber şu cevabı verir: ‘hadislerimi ve sünnetlerimi insanlara rivayet edip öğretenlerdir.’”(Râmahurmuzi,s.163) Bana göre Allah dostları, Hz. Peygamberin sünnetini ihsan boyutunda yaşayan seçkin insanlardır. Yaşadıkları topluma Kuran-ı Kerim ve sünnetin yaşanabilirliğini göstermek suretiyle risaletin özellikle tevhidi ve ahlaki boyutunun taşıyıcılığını yapan iman ve ahlak öncüleridir. Onlar sayesinde insanlar dinin çok boyutlu olarak yaşanabileceğini kavramak suretiyle İslam dinini ütopik bir kurum olarak görmezler. Şöyle de söyleyebiliriz; Kuran-ı Kerim’in nüzul sürecine baktığımız zaman ilk gelen ayetlerin iman ve ahlak alanıyla ilgili olduğunu görürüz. İbadetler ve muamelat yakini bir iman ve ahlak üzerine bina edilir. Temelinde tevhit ve ahlak olmayan hiçbir nizam başarılı olamaz. Gönül ustaları dediğiniz veliler, çalışmalarına Hz. Peygamber (s.) in başladığı yerden başlamak suretiyle Hz. Peygamber’e varis olduklarını göstermişlerdir. Bu bağlamda şunu hatırlatmak isterim. Merhum üstadımız Hacı Hasan Efendi bizlere, gittiğimiz yerlerde iman konularını çokça işlememizi tavsiye eder ve toplumda esas bozulmanın inanç alanında olduğunu vurgulardı. Ahlaki alanla ilgili olarak; anne baba hukukuna riayet etmek, helal gıdalarla beslenmek, müminleri sevip din düşmanlarına buğzetmek, fakirlerin problemlerine ilgi duyup onları çözüme kavuşturmak, haramlardan kaçınıp mekruhlara meyletmemek, maddi ve manevi temizliği en üst seviyede gözetlemek ve her an kâmil bir edep içerisinde olmak gibi hususları sohbetlerine esas alırdı.

Allah dostları, peygamberin ahlakından azami olarak nasip alan ve bu ahlak çerçevesinde insanları hem ahlaklandıran hem de uyaran insanlardır. Bu çerçevede şunu belirtmekte fayda var; merhum Hacı Hasan Efendi üstadımız sohbetlerinde daha çok müjdeler verirdi. Resulullah’ın beşir sıfatından almış olduğu payla insanlara müjde vererek eğitmeyi tercih etse de, uyarılarını da eksik etmezdi. Kısacası; Allah dostları, “insanların bölük bölük dini terk ettiği” veya “sabahtan akşama din değişimi yaşadığı” bir süreçte; fitne döneminde insanların gönüllerine tevhit nuru taşıyan, bilgiyi her dem paylaşan, söylemi ile eylemi uyum içerisinde olan, şahsiyetleriyle topluma modellik yapan gerçek alimlerdir, peygamber varisleridir.

Mahmut BIYIKLI:O gönül güzellerinden biri olan Üstadımız hazretleri ile ilk tanışmanız ve karşılaşmanız nasıl oldu? Bize o bahisleri detaylı olarak lütfeder misiniz?

Mehmet SÜRMELİ: Ben Yahyalılıyım. Dolayısıyla şunu söylemek istiyorum: çocukluğumdan beri merhum Hacı Hasan Efendi üstadımızı tanırım. Onu ilk defa Yahyalı ulu Camiinde vaaz ederken gördüm. Konuşmasındaki güzelliği, hitabetindeki akıcılığı, sohbetinin ayet ve hadislerle dopdolu oluşu herkes tarafından müsellemdir. O konuşurken en çok dikkatimi çeken, ağlayanların çokluğu olurdu. Onu dinleyenlerin taşkınlık yapmadan gözlerinin pınar gibi kaynaması beni çok etkilerdi. Şunu da anlatmakta fayda var; merhum üstadımızı ilk gördüğüm konuşmasında cemaate şöyle bir jest yaptığına tanık oldum. Henüz ilkokul üçüncü ya da dördüncü sınıfta olan Ali Ramazan Efendi Hocamızı kürsüye çağırıp yanına oturtmak suretiyle cemaate Riyazüssalihinden hadisler okuttu. Hocamızın tatlı diliyle ve çok güzel duruşuyla hadis okuması herkesi çok etkiledi. Bu durum şuna da delalet eder: Hacegan tarikatı denilen Nakşi silsilesinde alimlerin apayrı bir yeri vardır. Yusuf el- Hemedani’nin(k.s) hadis üstadı, Muhammed Bahauddin Nakşibendi’nin(k.s) hadis hafızı olduğunu düşünürsek merhum Hacı Hasan Efendi Üstadımız da hadis okuma ve okutmalarına verdiği değerle bu ilmi gelenekteki yerini belirlemiştir. Tasavvufa Cüneydi Bağdadi (k.s) ve İmam Gazali (k.s) gibi bakar bu meyanda şu tenbihatı sıkça yaparlardı: “İslam fıkhına bağlı olmayan bir tasavvufî anlayış sapıklıktır.”

Tekrar konuya dönersek, Hacı Hasan Efendi Üstadımız, sürekli Sanayi Camiinde, zaman zaman da Ulu Camide dinlerdim. İmam Hatip Lisesinde okurken bayramlarda elini öpüp duasını almaya giderdim. Kayseri Yüksek İslam Enstitüsünü bitirdikten sonra Yahyalı Yahya Gazi Lisesine öğretmen olarak atandım.öğretmen olarak atandıktan sonra 1979 yılından itibaren vefatına kadar sohbetlerinden ayrılmadım. Her hafta sonunu heyecanla beklerdim. Sohbetlerinde en çok şunu vurgulardı: “Bizimle gönül birlikteliği kuranlar hiçbir zaman namazını geçirmez, kötü söz sarf etmez ( küfürlü konuşmaz) ve din düşmanlarıyla birlikte olamaz.” Elhamdülillah bunları hep tattık.

Katıldığım sohbetlerden edindiğim şu intibaları kardeşlerimle paylaşmak isterim. Merhum Üstadımızın evi sabah saat dokuzda veya mevsime göre yarım saat evvel ya da geç sohbete açılırdı. Evleri çok temizdi. Her yönleriyle olduğu gibi temizlik konusunda da örnek idiler. Her taraf pırıl pırıldı. Sabahleyin onlarca insan bazen de yüzlerce insan sohbete gelirdi. Gelenler sohbet odasına güzelce yerleştirilir, ayakkabılar itina ile dizilir ve sohbet başlardı. (Bizlere bu güzel ortamı hazırlayan hane halkına dua ve minnetlerimi arz ederim.) Aynı kalabalık öğleden sonraki sohbet seansında da olurdu. Bir de akşamleyin üstadımızın özel konukları gelirdi. Gelenlere çay ve şeker ikram edilir, uzaktan gelenlere mutlaka yemek verilirdi. Bu cömertlik bir ömür boyu devam etti. Kendileri şeker ve yüksek tansiyon hastası olmalarına rağmen sözlü tebliğ hayatı, günlük dokuz on saatten aşağı düşmezdi. Herhalde rabıta, müridin mürşidi gibi çalışkan olması, onun kadar gayretli olup ayet ve hadisleri kardeşleri ile paylaşmasıdır. Bu çerçevede Hacı Hasan Efendi (k.s) şöyle bir cömertlik tanımı yaparlardı: “Cömertlik, malı ve bilgiyi ihvanla paylaşmakla beraber canı da onlarla paylaşmaktır.” O canını ve vaktini paylaştıktan sonra aramızdan ayrıldı.

Sohbetlere Kayseri, Konya, Niğde, Adana, Nevşehir, Ankara, İstanbul,Ağrı ve Van’dan birçok kişi teşrif ederdi. Gelenlerin ilmi ve fikri seviyelerine göre konuşmalar yapılırdı. Bazen İbn-i Arabi’nin veya Mevlana’nın çok ağır ve izahı zor konularını açıklar bazen de fıkhi konular konuşulurdu. Ahlaki öğütlere kıssalar eşliğinde sıkça yer verilir ve böylece islamın esprilerini hemen anlayan havas da nasibini alır, henüz avamdan olmakla birlikte havastan olabilmek için gelenler de nasibini alırdı. Üstadımız bu yerel sohbetlerle de kalmaz sık sık diğer şehirlere de giderek irşadını sürdürürdü. Kısacası anlatmakla bitmeyecek şeylere tanık oldum. Ondan ahlak ve güzellik adına tadılıp anlatılamayacak şeyler öğrendim…

Mahmut BIYIKLI:İlk tanışmanızda dikkatinizi çeken yönü ne oldu?

Mehmet SÜRMELİ:İlk gördüğümde de sonraki ziyaretlerimde de dikkatimi bir değil bir çok şey çekti. “Onlar görüldüğü zaman Allah hatıra gelir” hadis-i şerifince manevi heybeti ve simasındaki güzellik beni ve birçok insanı etkilemiştir. Simasındaki güzellikle beraber en zor şartlarda bile irşada olan arzusu da herkesle beraber beni de etkilerdi. Hz. Ömer ‘in “Namaz kılmanın coşku ve heyecanı ile İslam’a davet etmenin zevki olmasaydı dünyada yaşamayı tercih etmezdim.” sözünden en çok nasibini alanlardan biri de merhum Üstadımız Hacı Hasan Efendiydi. Vefat ettiği hastanede tanık olduğum şu davranışını hiç unutamıyorum. 1987 yılının ocak ayı, yarı yıl tatili verilmişti. Eşimi memleketi olan Sivas’a götürecektim. Üstadımız Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde yatıyordu. Durumu ciddi olduğu için ziyaretçi de kabul etmediklerini söylüyorlardı. Yolculuğa çıkmadan son bir kez görebilir miyiz umuduyla hastaneye gittik. Ziyaret için müsaade istedik, izi verildi. Çok yorgun görünüyorlardı ve burunlarında oksijen takılıydı. Bizi görünce “Benim evlatlarım gelmiş; yavrularım gelmiş. Kimse beni evlatlarımla görüşmekten engelleyemez.”buyurarak oksijeni çıkarttı ve bize onbeş dakika içerisinde birçok öğütte bulundu. Onun müminlere karşı bu denli sevgisini ve ahlaken daha iyi olmaları konusundaki yoğun gayretini zihnimde sürekli ve canlı tutmaya çalışıyorum. Merhum üstadımızın o hali bana Muaz b. Cebel’i hatırlatır. Hz. Muaz (r.) çok genç yaşta vefat etmiş bir sahabi. Yaklaşık otuz beş yaşlarında vefat etmiş. Sekerat hali yaklaştığında birisini çağırıyor ve “Ben, Resulullah’tan aldığım her şeyi paylaştım. Ancak şu hadisi (günah iman ilişkisiyle ilgili bir hadis.M.S) Resulullah’ın tavsiyesi üzerine nakletmedim. Şimdi ise irtihalim yaklaştı…” diyor ve hadisi rivayet ediyor. Allah dostu olmak bilgiyi nisyana mahkum etmemek; veli olmak zihni tüm insanlığın paylaşımına açmak demektir.

Ayrıca merhum Hacı Hasan Efendi Üstadımızın hüzün halleri de beni çok etkilerdi. O dünya Müslümanlarını yakından takip eder ve durumlarına çok üzülürdü. Dualarında onları hiç unutmazdı. Bir de hafız olmadığı halde meclislerinde Kuran-ı Kerim’in her yerinden sürekli ayetler okuması ve yazmış olduğu hadisleri bizimle paylaşıp saatlerce tefsir ve şerh yapması istikametinin güzelliği ile ilgili önemli hususlardır.

Mahmut BIYIKLI:Siz ziyaretlerine gittiğinizde tavsiyeleri ne olurdu?

Mehmet SÜRMELİ:Bizleri okumaya ve ilme teşvik ederdi. Yolumuzun ulema ve hocalar yolu (hacegan) olduğunu sık sık hatırlatırlardı. Üniversite okuyan gençlere özel bir itina gösterirlerdi. Büyük şehirlerde gençlerin erimemesi için onların bir araya gelmelerini, derslerini ihmal etmeden Kuran-ı Kerim, Hadis-i şerif ve ilmihal okumalarını önerirlerdi.

Bizlere haramın her türlüsüne karşı duyarlı olmamızı söyler ve faize karşı çok uyarırdı. Ben, merhum Üstadımızın faiz ve banka kelimelerinin başına affedersiniz; “affedersiniz faiz” demeden konuştuğunu duymadım. Türkçe’de “affedersiniz” kelimesi ayıp ve kötü davranışlardan örnek verilirken kullanılır. Bizim Yahyalı bir derenin ortasında kurulmuş. Ortasında bir yol ve yolun iki tarafı evlerle yapılanmış. Yahya Gazi lisesine giderken yolumun karşılıklı iki tarafında “ affedersiniz bankalar” vardı. Bana “evladım çok hızlı geç, uçar gibi yürü, çünkü oralara lanet yağıyor” demişlerdi. Emperyalizmin kuyusuna su çekip kalbine faiz alıp vererek taze kan taşıyanların insanlığın gidişatı ile ilgili hayırlı bir sözü olamaz. Faizi ve modern bankacılık sistemini onayarak da kamil bir insan olunamaz.(Mümin demiyorum)

Mekruhlar konusunda bizi uyarır ve edebi, hayayı tavsiye ederlerdi. Zihnimize bu öğütlerin yerleşmesi için Kuran-ı Kerim’in kıssa anlatma yöntemine sıkça baş vururlardı. Ana baba haklarına çok değinirlerdi. Anasına babasına isyan edenin imansız gidebileceğine dair endişelerini dile getirirlerdi ve onların hukukuna riayet etmeyenleri hiç sevmezlerdi. Zaman zaman bizlere fıkıh soruları sorarlardı. Bilsek bile edebimizden cevap veremezdik. Bizleri bunun üzerine daha çok okumaya teşvik ederlerdi. Gördüğüm kadar, fıkıh konularında azimetle amel etmeyi sever ve başkalarına da azimet fıkhıyla amel etmeyi söylerlerdi. Kısacası onun yanında olmak ve öğütlerine kulak vermek bir irfan mektebinin müdavimi olmaktı.

Mahmut BIYIKLI:Üstadımızla yaşadığınız ve hala unutamadığınız hatıralarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Mehmet SÜRMELİ:Hatıralar vardır paylaşılamaz. Hatıralar var paylaşılır. Hatıra derken de onun dost meclislerinde tattığım ve kardeşlerimin de tatmasını istediğim şeyleri kastediyorum. Önce şunu belirtmekte fayda görüyorum. Benim okuma ve ilmi çalışma arzumun tarihi epey eski sayılır. Lisede öğretmenlik yaparken de çok okurdum. İlmin ne olduğunu bilirim. Hatip el- Bağdadi şöyle bir söz nakleder: “İlme talip olan fakirliğe razı olsun” İlim öğrenmek zehirle pişmiş aşa talip olmaktır. Hele de makamın ve paranın öncelendiği bir zamanda ilime ve ilim adamına kim değer verir? Hacı Hasan Efendi Üstadımız bu konuda da çarpık değer yargısı yerine Rabbani olanı tercih etmiştir. Onun meclisine varınca hocalarımız ilmin önemine binaen en başta otururlardı. O zaman yaşımın gençliğine rağmen ilmin hürmetine büyük lütuflara mahzar oldum. İlim adamının önemiyle ilgili şu hatırlatmayı yaparlardı: “Hocaların önünü kesmeyin, hocanın yolda giderken bile önünü kesenin ömrü kesilir.”

Hacı Hasan Üstadımız Cuma namazlarını genelde Yahyalı Sanayi Camiinde kılarlardı. Ramazan ayında bizler de müftülükten müsaadeli olarak camilerde vaaz ederdik. Okuduğum kaynaklar muvacehesinde zihnimde hep bir “İslam Toplumu” modeli vardı. Bu benim bugün de aşkım. O aşk uğruna çok dünyalık kaybettim ama çok mutluyum. Çünkü hiçbir zaman savrulmadım. Bu aşk uğruna ateşli ve heyecanlı konuşmalar yapardım. Kendileri vaaza başladığım sırada Cuma namazına teşrif edince bekler ve vaazı vermelerini rica ederdim. Fakat dinlemek istediklerini söylerlerdi. Aynı heyecanla konuşmaya devam eder ve bitirirdim. Namaz sonrası “beni takip evladım” derdi. Çünkü namaz sonrası kerimelerinin evine çıkarlardı ve bizi de misafir ederlerdi. Konuşmalarımın içeriği ile ilgili beni korkutup endişeye sevk edecek, hevesimi kıracak tek bir söz etmedi. Bilakis yönlendirdi. Fakat kelimelerim ağır ve halkın anlayamayacağı şeylerse onları tek tek sorar ve Türkçeleştirmemi, halkın seviyesine indirmemi isterlerdi. Zaman zaman öğrencilerimle ziyaretine gidince memnuniyeti kat kat artardı. Çünkü gençlerin onun nazarında çok önemli bir yeri vardı.

Uzatmayayım. Şu anlatacağım olay benim için çok önemli. Bir kış günüydü. Bir metreye yakın kar yağmıştı. İçimde ziyaret arzusu belirdi. Kalktım erkenden yola düştüm. Oturduğum eve iki kilometrelik bir mesafe. Bahçelerin arasından zor şartlarda evlerine vardım. Üstadımızın Kavacık camiinin yanındaki eski evlerinde olduklarını söylediler. Kapıyı çaldım. İzin verildi. Beni görünce “evladım hoş geldin. Bugün bu karda kimse gelemez. Gel seninle çok özel konular konuşalım” buyurdu ve benim “İslam toplumu” dediğim alanla ilgili çok derin konuşmalar yaptı.(Ayrıntıları anlatmayacağım) Sonunda bana şunları söyledi ki bu söylediklerini hiç unutmayacağım. “Çok çalışacaksın. Gece gündüz gayret edecek, emr-i bil maruf, nehyi anil münker görevini yerine getireceksin. Fakat ön plana çıkmayacak mahviyat içerisinde olacaksın” buyurdular. İnşallah tavsiyelerine uyarız. Bu röportaj için bu kadarlık yeter sanırım. Tüm kardeşlerimin üstadımızın vasiyetlerini okumalarını diler onu bir kez daha rahmetle anarım.

Mahmut BIYIKLI: Bu güzel söyleşi için çok teşekkür eder hayırlı çalışmalarınızda kolaylıklar dileriz.

Mehmet SÜRMELİ: Ben de teşekkür eder Yeni Dünya Dergisi ailesi olarak hepinize başarılar dilerim.



Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

BURADASINIZ Konferans ve sohbetleri Röportajlar Eğitimci - Yazar Dr. Mehmet Sürmeli ile Söyleşi