Dr. Mehmet Sürmeli'nin kişisel web sitesine hoşgeldiniz.

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Dinde Kardeş Olmak - Dr. Mehmet Sürmeli

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

DİNDE KARDEŞ OLMANIN  BEDELİ

Dr.Mehmet SÜRMELİ

İslam dini kardeşliğe çok önem vermiştir. Bu öneme atfen kardeşlik anlamına gelen "uhuvvet" kelimesi ve türevleri Kuran-ı Kerim' de 96 ayette değişik biçimlerde kullanılmıştır. Ulema kardeşliğin tanımını şöyle yapmıştır: İki taraftan birinin doğumda ve sütte müşterek olmasıdır. Ayrıca kabilede, dinde, sanatta, davranışlarda, sevgi ve benzeri konulardaki müştereklik için de aynı kelime kullanılmıştır.

Kuran-ı Kerim iki tür kardeşlik üzerinde durmuştur. Birincisi; soyda ve kabilede kardeşliktir. Bütün insanlık, Hz. Adem ve Hz. Havva' nın çocukları oldukları için soyda kardeştirler. Tevhid mücadelesi veren bütün peygamberler, soylarına hakikati hatırlatmak; yaratmada ve emretmede Allah Teala' nın vahdaniyyetini öğretmek için gönderilmişlerdir. Kuran-ı Kerim bu peygamberlere soyları arasındaki bağı "Kardeş" kelimesi ile ifade etmiştir. Bu kelimeyi seçmekle Yüce Allah, daveti yapan peygamberlerle soyları arasındaki yakınlığın duygusal boyutuna dikkat çektiği gibi; gönderilen peygamberlerin ilk muhataplarının kendi kabileleri olduğuna da vurgu yapmaktadır. Hz. Muhammed (s.)' den önceki peygamberlerin evrensel olmayıp yöresel olduğuna da işaret vardır. Konumuzla ilgili Kuran-ı Kerim' de bir çok örnek vardır: "Ad kavmine de kardeşleri Hud' u peygamber olarak gönderdik. Onlara Hud dedi ki: 'Ey kavmim! Yalnızca Allah' a ibadet edin.'"

"Nitekim Semud kavmine de kardeşleri Salih' i peygamber olarak gönderdik. Salih de Kavmine dedi ki: 'Ey kavmim! Yalnızca Allah' a kulluk ediniz.'" Hz. Nuh, Hz. Şuayb ve Hz. Lut da kavimlerine gönderildiklerinde, onların soyda kardeş oldukları belirtilmiştir. Kuran-ı Kerim' de kardeş kelimesi bazen anne-baba bir kardeşler için de kullanılmıştır. Şu ayeti konumuzla ilgili delil olarak gösterebiliriz: "(Yusuf) dedi ki; Ben Yusuf' um bu da benim kardeşim dir. Allah her ikimize de lütuflarda bulunmuştur." Baba bir anne ayrı veya anne bir baba ayrı kimseler de Kuran-ı Kerim' de kardeş olarak anıldığı gibi, aynı anneden belirli yaşlarda süt emenler de "kardeş" kelimesiyle ifade edilmiştir.

Kuran-ı Kerim'i dikkatlice ve anlayarak okuduğumuzda görürüz ki en hayırlı kardeş Hz. Musa' dır. O hiç bir kıskançlık göstermemiş ve "Kardeşim Harun, ifade olarak benden daha fasihtir" diyerek kendisine "yardımcı verilmesini" istemiştir. Allah(c.), Hz. Musa' nın bu talebine şu karşılığı vermiştir: "Biz, rahmetimizin gereği Musa' ya, Kardeşi Harun'u (yardımcı) peygamber olarak verdik." Bir çok kardeş, en yakınlarına dünyevi ve manevi hayırlar ister. Yüce Allah(c.) dilerse bu isteklere olumlu cevap verebilir. Fakat Hz. Musa' nın, kardeşine peygamberlik lutfedilmesi için dua etmesi, çok daha derin anlamlar içermektedir. Bu açıdan Hz. Musa' yı, en hayırlı kardeş şeklinde anmamak mümkün değildir.

Kuran-ı Kerim' e göre ikinci tür kardeşlik, dinde kardeşliktir. Mutlak anlamda ve tercih edilen kardeşlik budur. Soyda kardeşlik, nesebin sübutu, miras vb. şeyler için geçerlidir. Dinde kardeşlik ise iman bağına dayalı olduğu için daha önemlidir. Zira din kardeşliğinin ortak paydası, Yüce Allah'ın hayatın her alanına hakim olan mutlak ilah olduğunu kabul etmektir. Bundan daha yüce bir değer yoktur. Kuran-ı Kerim bu yüce değeri bize "hasr" ifadesi ile sunmuştur: "Ancak ve ancak müminler birbirlerinin kardeşidir." ayetin nüzul ortamında, Abdullah b. Revaha(r.) ile Abdullah b. Ubeyy' in Resulullah' ın meclislerine gelişinden dolayı münakaşaları vardır. Hazrec' den bazı kimseler Abdullah b. Ubeyy' e sahip çıkınca, Allah (c.); aynı kabileden de olsanız ey Müslümanlar! Sizin hiçbir münafıkla ve kafirle kardeşliğiniz yoktur. "Ancak ve ancak müminler birbirlerinin kardeşleridir." buyurmuştur. Müminler nasıl ki birbirlerinin kardeşi ise münafıklar ve kafirler de birbirlerinin kardeşleridirler.

Kafirler, münafıklar, müşrikler, Yahudiler, Hrıstiyanlar ve diğer batıl dinlerden kimseler müminlerle kardeş olmak isterlerse veya müminlerin onları kardeş görebilmeleri için bu din mensuplarının yerine getirmeleri gereken yükümlülükleri vardır. Şu ayet bu yükümlülükleri açıklamaktadır: "(Müşrikler) eğer tövbe edip namazı kılar ve zekatı verirlerse artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Meselelerin iç yüzünü bilen bir topluma ayetleri detaylı olarak böyle açıklarız." Ayetten net bir şekilde anlaşıldığı gibi, müminlerle kardeş olmanın üç şartı vardır: İnandığı batıl dini terk edip gerçek mümin olmak, imanın en büyük tezahürü ve takviyesi namazı şartlarına riayet ederek ikame etmek, mal üzerinde vekil olduğunu bilip fakirlere ve diğer ihtiyaç sahiplerine zekatı vermek. Hz. Peygamber (s.), bu üçünün arasını açanlarla savaşacağını söylemiştir. Hz. Peygamber döneminde üçünün arasını ayırmaya cesaret edemeseler de Hz. Ebubekir döneminde cesaret etmişlerdir. Hz. Ebubekir de bu ayırımı yapanlarla savaşmıştır. Bu uygulamalar, imanın mücerred bir temenni olmayıp aynı zamanda uygulamaya yönelik bir bedelinin olduğuna işaret etmektedir.

Kuran-ı Kerim, velev ki insanın soyca en yakınları da olsa, imana karşı küfrü tercih ettiklerinde müminlerle aralarında hiç bir velayet bağının olmayacağını haber vermiştir. Bu tavır Kuran-ı Kerim' de şöyle yer almıştır: "Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli edinmeyin. içinizden kim onları veli edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir." Biz, bu ayetteki ve diğer ayetlerdeki "veli" kavramını dost olarak çevirmedik. Kuran-ı Kerim' de veli; Rab, koruyucu, yardımcı, malik, yönetici, otorite, mirasçı, dost, arkadaş, vekil, imam, seyyid ve sırdaş gibi anlamlarda kullanılmıştır. "En yakınınız bile inkar etmişse veli edinmeyin " denildiğinde, saymış olduğumuz bu anlamların bir kısmını veli kavramına yüklemek gerekir. Veli; tamamen siyasal bir    kavramdır. Bu yaklaşıma göre yukardaki ayetten; “ yakınınız da olsa kafirden yönetici seçmeyin" hükmü çıkarılmıştır. Esefle belirtelim ki siyasal bir kavram olan "veli", saltanat yıllarında ve sonraki süreçte Kuran-ı Kerim' deki siyakına uygun anlamlandırılıp kavramdan bir siyaset fıkhı yapılsaydı, dünya müslümanları ideolojik tercihlerde bulunmazlar ve günümüzde olduğu gibi batılı devletlerin kölesi durumuna düşmezlerdir.

Kuran-ı Kerim, kardeşliğimizin ve yakınlığımızın imanın sübutu ve istikrarı ile bağlantılı olduğuna hem Mekki hem Medeni dönemde inen ayetlerle dikkat çekmiştir. Nitekim Mekke' de babayla oğul, kardeşle kardeş tevhidi kabul veya ret noktasında karşılıklı mücadeleye girince Rabbimiz, duygusallık yerine iman bağının ağır basmasını isteyerek, Hz. Nuh ile oğlu arasında geçenleri bize anlatmıştır. Bu çerçevede hz. Nuh' un oğlu iman etmediği için gemiye alınmamış ve o; "ey Rabbim! Şüphesiz ki oğlum ailemdendir. ve senin vaadin de doğrusu haktır Sen hakimler hakimisin." diye onun affı için dua ettiğinde Allah(c.)' tan şu cevabı almıştır: "Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Onun yaptığı (küfrü tercih etmesinden dolayı) iyi olmayan bir iştir. (Küfrü tercih ederek çok kötü bir iş yapmıştır.) O halde hakkında hiç bir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim." Hz. Nuh'a, "O senin ailenden değil" denildiğinde, oğlunun kendinin öz sulbünden olmadığı söylenmek istenmemiştir. Bozuk ahlak ve muamelat yüzünden artık senin salih ehlinden sayılmaz. Küfür ve iman çatışmasında kafirlerin yanında yer alanları cezalandırmak üzere tufan geldiğinde senin oğlun müminlerle beraber kurtulmayı reddetti. Bu, senin zürriyetinle kafirler arasında bir çatışma olsaydı durum farklı olurdu. Fakat bu salihlerle salih olmayanlar arasındaki bir çatışmadır. Bu sonuca bakarak aynı kuralı bir müminin diğer ilişkilerine de uygulayabiliriz. Bir mümin belli akidelere inanan ve belli amellerle yükümlü bir kişi olduğuna göre, başkalarıyla olan tüm ilişkilerini bu inanç ve amel manzumesine göre belirleyecektir. Eğer, müminin kan hısımları, bir müminin taşıması gereken niteliklere sahipse, kurulan ilişki bir kat daha güçlü olacaktır. Fakat onlar bir müminin niteliklerini taşımıyorlarsa, mümin onlarla olan ilişkisini yalnızca kan hısımlığı düzeyinde sürdürecek ve onlarla hiç bir manevi ilişkiye girmeyecektir. Ve eğer, bu ilişki sonuçta iman ve küfür savaşında karşı karşıya gelmek şeklinde tezahür ederse mümin, tavrını müminlerden yana belirleyecektir.

Hz. Nuh ile oğlu arasındaki durumun bir benzeri Hz. İbrahim ile babası arasında yaşanmıştır. Bu sefer iman etmeyen, Hz. İbrahim' in babası Azer'dir. Risaletinin başlangıcında Hz. İbrahim, babasına; "Sana bağışlanma dileyeceğim. Ama Allah' tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez." diyerek ona dua edeceğini bildirmiştir.

Hz. İbrahim ve ona iman edenler akrabaları dahil bir müşriği veli edinmemişlerdir . Aralarında ilkeli bir mesafe vardı. Hz. İbrahim' in babası için bağışlanma isteği, ancak bir vaadden dolayı idi. Vakta ki babasının Allah düşmanı olduğu açığa çıkınca ondan teberri etmiş ve uzaklaşmıştır. Ayrıca onların Allah' tan başka ibadet ettikleri ilahlarını ve içinde bulundukları durumu hiçe saymış; "Siz bizim yanımızda hiç bir şey değilsiniz." diyerek meydan okumuştur.

Bir müslümanın, Hz. İbrahim de kafir babasına dua etmiş diyerek inkarcı yakınlarına Allah Teala’dan bağışlanma dilemesi caiz değildir. Bu noktada; "o halde Hz. İbrahim niçin bu işi yapmış? O bu iş üzerinde devam etmiş midir" şeklinde sorular sorulabilir. Bu soruların cevabını Kuran-ı Kerim ayrıntılarıyla bildirmektedir. Daha sonra Hz. İbrahim, babasının İslam düşmanı olduğunu anlayınca bu duasından vazgeçmiştir. Bu hakikati ve olayın iç yüzünü Kuran-ı Kerim değişik ayetlerde bize anlatmıştır. Bu ayetlerden peygamberlerin sonuna kadar devam eden davranışlarının örnek alınabileceği anlaşılmaktadır. Kendilerinin sonradan terkettiği veya yapmaktan men ettiği ya da sonraki şeriatların "nesh" ettiği davranışlar örnek alınmaz. Ayrıca hiç kimsenin "Bu bir peygamber amelidir." diyerek, yukarıda özellikleri belirtilen davranışları örnek alması doğru değildir.

Hz. Nuh ve Hz. İbrahim gibi tevhid önderlerinin benzeri tavırlarını sergiledikleri için Hz. Peygamber ve sahabesi, Bedir' de en yakınlarıyla karşı karşıya gelmiştir. Hz. Muhammed (s.)' i amcasıyla, Hz. Ebubekir' i oğlu Abdurrahman' la, Hz. Ömer' i öz dayısıyla, Hz. Ali' yi kardeşi Akil ile, Hz. Ebu Ubeyde' yi babası Cerrah ile karşı karşıya getiren şey inançlarındaki farklılıklardır. Nesepleri aynı olsa da imanları aynı olmadığı için birbirlerinden zorunlu olarak ayrılmışlardır. Öyle ki kendisine hamilik yapan amcası Ebu Talip ölünce Resulullah(s.), yaptıklarına rağmen onun hidayete eremeden ölmesine üzülmüştür. Bunun üzerine  Yüce Allah şu uyarıyı yapmıştır: "Kesinlikle sen, sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, hidayete erecekleri daha iyi bilir." Din ayrılığının verdiği anlayıştan dolayı Hz. Ali babası Ebu Talib’in ölümünü Hz. Peygamber' e şu ifadelerle arz etmiştir: "Ey allah' ın Resulü! Senin şu sapık amcan var ya, öldü." Hz. Peygamber (s.), onu yıkayıp gömmesini söylemiş ve o da denilenleri yapmıştır. Küfür üzerine olduğu için cenaze namazı kılınmadığı gibi, Yüce  Allah(c.) bu hal üzere ölen kimselere, Allah' ın bağışlaması için dua etmeyi yasaklamış ve şöyle uyarmıştır: "Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra -yakınları da olsalar- Allah' a ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de müminlere..." Aynı şekilde İslam toplumundan uzaklaşan münafıklar için de yakın akrabaları ve müminler cenazelerini kılmama hususunda ikaz edilmişlerdir.

Müslümanların diğer insanlara yakınlığı hangi seviyede olursa olsun, onların Allah(c.) yolundaki yürüyüşlerine ve cihadı ibadetini hakkıyla yerine getirmelerine engel olmamalıdır. Eğer bu yakınlık, cihad dahil bazı ibadetlerin edasını engellerse ilahi bir musibetin başlarına gelebileceği uyarısıyla tehdit edilmişlerdir: "De ki! eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret veya beğendiğiniz meskenler size allah' tan ve O'nun yolundacihaddan daha sevgili ise Allah' ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez." Cihad, davet, emr-i bi'l maruf ve savaş hallerinde başarılı olabilmek için önce, "müslümanların aralarını ıslah etmeleri" gerekir. Zaferin gerçekleşmesi ve başarılı olabilmek için uyulması gereken ilahi kurallar vardır. Bu kurallara riayet edilmeden Allh(c.)'ın yardımını almak da mümkün değildir. Şu ayette Allah(c.) hükmünü bildirmiştir: "Allah'a ve Resulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Allah sabredenlerle beraberdir."

Müminler "tuğlalarının arasına kurşun dökülmüş binalar gibi Allah yolunda (küfre karşı) saf tutarlar" ve her türlü iç çekişmeden uzaklaşırlarsa bu durumun müminlerin niteliğini artıracağına şu ayet işaret etmiştir: "Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizden sabırlı yirmi kişi bulunursa yüz kişiye galip gelir. Eğer içinizden sabırlı yüz kişi bulunursa, inkar edenlerden bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir." Kazanılan bu nitelik sayesinde Hz. Peygamber’ in sahabileri çok kısa bir zamanda İslam' ı her tarafa hakim kılmış ve etkisi binlerce yıl devam edecek İslam Devletini kurmuşlardır.

Müminlerin birbirleriyle kardeş olmaları evvela ahlaki bir olgunluktur. Bu olgunluk vahyin eğitiminden geçmekle; zihin ve ruha vahyin nakşedilmesiyle kazanılan bir erdemdir. Bireysel anlamda ümmet olamayan, İbrahimi duruş sergileyemeyenler gerçek anlamda kardeş olamazlar. Hz. Peygamber(s.)' in sahabesinin tutkunluğundaki esprinin temelinde Kuran ve Sünnette benliği eritme; "vahyin karşısında seçme hakkının olmadığına inanma" sevdası vardır. Resulullah, gerçek anlamda ümmet olabilmiş sahabilerini birbirleriyle hem Mekke' de hem Medine' de zaman zaman kardeş ilan etmiştir.

Medine dönemindeki "kardeşlik antlaşması" çok meşhurdur. Genelde müminler kardeş olmakla beraber, hicretle garip ve yoksul kalan muhacirlere Medineli kardeşleri yardımcı olacaklar; kardeşler birbirlerinin hayatından, canından, malından namusundan, işinden ve aşından mesul tutulacaklardır. Bu kardeşlik içerisinde Sad b. Rebi ile Abdurrahman b. Avf arasındaki ilişki sanki bir destan gibi dilden dile dolaşmaktadır. Demek ki kardeşlik kuru bir iddia değil bedel isteyen bir eylemdir.

 

ÖNCELİKLİ OLARAK OKUNMASI GEREKEN KÎTAPLAR

Akaid Kitapları

Akaid Cafer et-Tahavi

Fıkhu’l-Ekber Ebu Hanife (Aliyyülkari Şerhi)

Akaid Ömer Nesefı

Tevhid Muhammed Kutup

Kur’an’da Uluhiyet Suat Yıldırım

Dört Terim Ebu A’la el Mevdudi

Beş Terim Mehmet Sürmeli

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’te tmanın Hakikati Mehmet Sürmeli

Kur’an’da Şirk ve Müşrik Toplum Nadim Macit

İslam Akaidi Şerafettin Gölcük

Meal ve Muhtasar Hadis; Fıkıh , Tefsir ve Hadis Usulu Kitapları

Kur’an-ı Kerim ve Meal-i Hakim Haşan Basri Çantay

Kur’an-ı Kerim Meali(Tefsirli) Mahmut Kısa

Riyazu’s Salihin tmam Nevevî

40 Hadis i Şerif tsmet Özel

Selamet Yolları (Bülug’ul Meram) Sanani (Terc: Ahmet Davudoğlu)

Tefsir Usulü Muhsin Demirci

Kur’an’ı Anlamada Yöntem Muhammed Gazzali

Kur’an’ın Bütünlüğü Ozerine Halis Albayrak

Tefsir Tarihi İsmail Cerrahoğlu

Hadis tlimleri ve Istılahları Subhi Salih

İslam Hukuku Metodolojisi Muhammed Ebu Zehra

İslam Hukukuna Giriş Abdulkerim Zeydan

Fıkıh Usulü İbrahim Kafi Dönmez

Hadis Edebiyatı tsmail Lütfü Çakan

Îlmihaller

tslam tlmihali Ömer Nasuhi Bilmen

Emanet ve Ehliyet Yusuf Kerimoğlu

İslam tlmihali Diyanet Vakfı Yay.

Kur’an Ahkamı Celal Yıldırım

Ahkamu ’l Kur'an Muhammed Ali es Sabuni

Ïslam Tarihi

Çöle tnen Nur Necip Fazıl Kısakürek

Zad’ü 1 Mead (4 cilt) İbni Kayyim el Cevzi

Fıkhu’s Sire Ramazan el Buti

Fıkhu’s Sire Muhammed Gazali

İslam Peygamberi(2 cilt) Muhammed Hamidullah

Peygamberler ve Hz. Muhammed, Tevhid Mücadelesi(3 cilt) Ebu Â’lâ el Mevdudi

tslam Tarihi tbni Hişam

Hz. Muhammed’in Evrensel Mesajı İbrahim Sarıçam

Tasavvuf/Ahlak

Ruh Terbiyemiz Said Havva

Allah Erinin Ahlâk ve Kültürü Said Havva

M. Bahauddin Nakşibendi ve Nakşibendilik Necdet Tosun

Risaletü’l Müsterşidin Haris el Muhasibi

Medâricu’s Salikin İbn Kayyım

Muhammed Suresi 19. Ayet Tefsiri Mehmet Sürmeli

Tasavvuf Hasan Kamil Yılmaz

Tasavvuf Mahir tz


Davet ve Tebliğ

Tebliğ Abdulkerim Zeydan

Yoldaki tşaretler Seyyid Kutup

Risaleler Hasan el Benna

Hatıralar Hasan el Benna

Kur’an ı Kerim ve Sünnette Davet Ahmet Önkal

Nebevî Hareket Metodu Münir Muhammed Gadban

islam’a Giriş Muhammed Hamidullah

İslam’ın Etrafındaki Şüpheler Muhammed Kutup

İslam’ın Dünya Görüşü Seyyid Kutup

İslam’da Sosyal Adalet Seyyid Kutup

İslam’da Hükümet Ebu A’la el Mevdudi

İslam Said Havva

Müslümanın Şahsiyeti Muhammed Ali Haşimi

Dersler ve tbretler Mustafa Sibai

Kur’an ı Kerim’i ve Sünneti Anlama

Kur’an’ı Anlamada Yöntem Muhammed Gazali

Sünneti Anlamada Yöntem Yusuf el Kardavi

imam Şatıbi el Muvafakat

Akıl Vahiy Dengesi Açısından Sünnet Mehmet Erdoğan

Sahabenin Sünnet Anlayışı Bünyamin Erul

İslam Hukukunda Sünnet Mustafa Sıbai

Hz. Peygamber’in Kur’an Anlayışı Mehmet Sürmeli

Sahabenin Kur’an Anlayışı Mehmet Sürmeli

Kur’an Tarihi Muhammed Hamidullah

Sünnetin Anayasal Niteliği Ebu A’la el Mevdudi

İslam Düşüncesinde Sünnet Hayri Kırbaşoğlu

Hz.Ömer’in Sünnet Anlayışı Ebubekir Sifil

Kur’an’da Edebi Tasvirler Seyyid Kutub

Denemeler

Zor Zamanda Konuşmak İsmet Özel

Kalın Türk İsmet Özel

Vel Asr İsmet Özel

Toparlanın Gitmiyoruz(1. 2.3) ismet Özel

Bir Akşam Gezintisi Değil tstiklal Marşı Yürüyüşü İsmet Özel

Batılılaşma thaneti Mehmet Doğan

Medeni Vahşet Hüsnü Aktaş

Müslümanca Düşünme Ozerine Denemeler Rasim Özdenören

Öze Dönüş Ali Şeriati


OKUMAK, YASAMAK VE PAYLASMAK DİLEKLERİMLE...

 

Akaid Kitapları
Akaid
Cafer et-Tahavi
Fıkhu’l-Ekber
Ebu Hanife (Aliyyülkari Şerhi)
Akaid
Ömer Nesefı
Tevhid
Muhammed Kutup
Kur’an’da Uluhiyet
Suat Yıldırım
Dört Terim
Ebu A’la el Mevdudi
Beş Terim
Mehmet Sürmeli
Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’te İmanın Hakikati
Mehmet Sürmeli
Kur’an’da Şirk ve Müşrik Toplum
Nadim Macit
İslam Akaidi
Şerafettin Gölcük
Kur’an-ı Kerim ve Meal-i Hakim
Haşan Basri Çantay
Kur’an-ı Kerim Meali(Tefsirli)
Mahmut Kısa
Riyazu’s Salihin
İmam Nevevî
40 Hadis i Şerif
İsmet Özel
Selamet Yolları (Bülug’ul Meram)
Sanani (Terc: Ahmet Davudoğlu)
Tefsir Usulü
Muhsin Demirci
Kur’an’ı Anlamada Yöntem
Muhammed Gazzali
Kur’an’ın Bütünlüğü Üzerine
Halis Albayrak
Tefsir Tarihi
İsmail Cerrahoğlu
Hadis İlimleri ve Istılahları
Subhi Salih
İslam Hukuku Metodolojisi
Muhammed Ebu Zehra
İslam Hukukuna Giriş
Abdulkerim Zeydan
Fıkıh Usulü
İbrahim Kafi Dönmez
Hadis Edebiyatı
İsmail Lütfü Çakan
İlmihaller
İslam İlmihali
Ömer Nasuhi Bilmen
Emanet ve Ehliyet
Yusuf Kerimoğlu
İslam İlmihali
Diyanet Vakfı Yay.
Kur’an Ahkamı
Celal Yıldırım
Ahkamu ’l Kur'an
Muhammed Ali es Sabuni
İslam Tarihi
Çöle İnen Nur
Necip Fazıl Kısakürek
Zad’ü 1 Mead (4 cilt)
İbni Kayyim el Cevzi
Fıkhu’s Sire
Ramazan el Buti
Fıkhu’s Sire
Muhammed Gazali
İslam Peygamberi(2 cilt)
Muhammed Hamidullah
Peygamberler ve Hz. Muhammed, Tevhid Mücadelesi(3 cilt)
Ebu Â’lâ el Mevdudi
İslam Tarihi
İbni Hişam
Hz. Muhammed’in Evrensel Mesajı
İbrahim Sarıçam
Tasavvuf/Ahlak
Ruh Terbiyemiz
Said Havva
Allah Erinin Ahlâk ve Kültürü
Said Havva
M. Bahauddin Nakşibendi ve Nakşibendilik
Necdet Tosun
Risaletü’l Müsterşidin
Haris el Muhasibi
Medâricu’s Salikin
İbn Kayyım
Muhammed Suresi 19. Ayet Tefsiri
Mehmet Sürmeli
Tasavvuf
Hasan Kamil Yılmaz
Tasavvuf
Mahir İz
Meal ve Muhtasar Hadis; Fıkıh , Tefsir ve Hadis Usulu Kitapları
ÖNCELİKLİ OLARAK OKUNMASI GEREKEN KİTAPLAR
Davet ve Tebliğ
Tebliğ
Abdulkerim Zeydan
Yoldaki İşaretler
Seyyid Kutup
Risaleler
Hasan el Benna
Hatıralar
Hasan el Benna
Kur’an ı Kerim ve Sünnette Davet
Ahmet Önkal
Nebevî Hareket Metodu
Münir Muhammed Gadban
İslam’a Giriş
Muhammed Hamidullah
İslam’ın Etrafındaki Şüpheler
Muhammed Kutup
İslam’ın Dünya Görüşü
Seyyid Kutup
İslam’da Sosyal Adalet
Seyyid Kutup
İslam’da Hükümet
Ebu A’la el Mevdudi
İslam
Said Havva
Müslümanın Şahsiyeti
Muhammed Ali Haşimi
Dersler ve İbretler
Mustafa Sibai
Kur’an ı Kerim’i ve Sünneti Anlama
Kur’an’ı Anlamada Yöntem
Muhammed Gazali
Sünneti Anlamada Yöntem
Yusuf el Kardavi
İmam Şatıbi
el Muvafakat
Akıl Vahiy Dengesi Açısından Sünnet
Mehmet Erdoğan
Sahabenin Sünnet Anlayışı
Bünyamin Erul
İslam Hukukunda Sünnet
Mustafa Sıbai
Hz. Peygamber’in Kur’an Anlayışı
Mehmet Sürmeli
Sahabenin Kur’an Anlayışı
Mehmet Sürmeli
Kur’an Tarihi
Muhammed Hamidullah
Sünnetin Anayasal Niteliği
Ebu A’la el Mevdudi
İslam Düşüncesinde Sünnet
Hayri Kırbaşoğlu
Hz.Ömer’in Sünnet Anlayışı
Ebubekir Sifil
Kur’an’da Edebi Tasvirler
Seyyid Kutub
Denemeler
Zor Zamanda Konuşmak
İsmet Özel
Kalın Türk
İsmet Özel
Vel Asr
İsmet Özel
Toparlanın Gitmiyoruz(1.2.3)
İsmet Özel
Bir Akşam Gezintisi Değil İstiklal Marşı Yürüyüşü
İsmet Özel
Batılılaşma İhaneti
Mehmet Doğan
Medeni Vahşet
Hüsnü Aktaş
Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler
Rasim Özdenören
Öze Dönüş
Ali Şeriati
OKUMAK, YAŞAMAK VE PAYLAŞMAK DİLEKLERİML


BURADASINIZ Makaleleri YENİ MAKALELERİ Dinde Kardeş Olmak - Dr. Mehmet Sürmeli