Dr. Mehmet Sürmeli'nin kişisel web sitesine hoşgeldiniz.

  • Full Screen
  • Wide Screen
  • Narrow Screen
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

DÜNYEVİ CEZASI ÜMMETİN DUASINDAN MAHRUMİYET OLAN GÜNAH; ALDIĞI BORÇLARI ÖDEMEMEK

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

DÜNYEVİ CEZASI ÜMMETİN DUASINDAN MAHRUMİYET OLAN GÜNAH; ALDIĞI BORÇLARI ÖDEMEMEK

Dr. Mehmet SÜRMELİ

İnsan hayatının genişlik alanını boş bırakmayan Yüce Allah, borçların ödenmesi, şahitliği ve katipliği ile ilgili ayrıntılara kadar Kur’an’dan kullarına açıklama yapıp onları en doğru olan davranışlara sevk etmiştir. Senetleşmenin ve noter huzurunda alacak-verecek davalarının detaylarına kadar bahsedilen ayete, “müdayene” ayeti denilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun ayeti diye bilinen bu ayet, Bakara Suresinin 282. ayetidir. Allah Teala, Müdayene ayetinde kullarının birbirlerine haklarının geçmemesini, alacakların zaman aşımına bağlı değer kaybetmemesini, vade sürelerinin kayda bağlanmaması neticesinde kavga çıkmamasını ve unutmaya bağlı borcun inkar edilmemesi gibi maslahatları gözetmiştir.

‘Her hak sahibine hakkını ödemek’ dinin ilkesi olduğu için evvela Allah Teala’ya karşı sorumluluklarımızı  yerine getiririz. İbadetlerde tembel davranarak fevt eder ve O’na karşı borçlu kalırsak, onları da kaza etmek suretiyle geç de olsa öderiz. Kılınmayan namazın kazası, verilmeyen zekatın ölümden sonra tadiyesi, tutulmayan orucun fidyesi de verilmek suretiyle borçlar geç de olsa ödenmelidir. Fakat, borcun her türlüsünü geciktirmek doğru bir davranış değildir. Peygamber Efendimiz borçların geciktirilmesini hoş karşılamamış ve kullara olan borçla ilgili şu uyarıyı yapmıştır: “Varlıklı kimse(ler)in borcunu vaktinde ödemeyip uzatması zulümdür” Hele de borca karşılık faiz almak; “Allah’tan ve Resulünden açılacak bir savaşa” taraf olmaktır. Bu bağlamda, borcun vaktinde ödenmesini isteyen Allah Teala, “Eğer borçlu zorluk içerisinde ise onun maddi olarak genişleyebileceği bir zamana kadar süre verin. Şayet (zor durumdaki kimselere alacaklarınızı) sadaka olarak verirseniz, bilesiniz ki bu sizin için daha hayırlıdır.”buyurmuş ve kullarını gerekli biçimde yönlendirmiştir.

İslam Dini, fakirliğin dağıtımdaki ehliyetsizlik, kabiliyetsizlik ve adaletsizlikten kaynaklandığını bildiği için siyasetin ehil eller tarafından Rabbani bir yöntemle işlemesini istemiştir. Hal böyle iken fakirlik problemini fatalitik bir sorun olarak görüp kadere yüklemek doğru bir yaklaşım değildir. Buna rağmen fakirlik sorununu tek kaleme indirgemek yerine, siyasetten ve kişiden kaynaklanan nedenlerini bilip çözüm aramak gerekir ki doğru olan da budur. İşsizlik, emeğinin karşılığını alamamak, ücret politikalarının kurbanı olup hak aramayıp verilene razı olmak, sakatlık, hastalık, doğal afetler, tembellik, umudunu kumar ve şans oyunlarına bağlamak, iş tercihindeki bilinçsizlik, alış veriş ve tüketimdeki dengesizlik, lüzumsuz harcama alanları açmak, iflas, bereketsizlik ve israf fakirliğin bazı bireysel nedenleridir.

İsraf, borçlanmalara da kapı araladığı için belki de fakirliğin en önemli sebeplerindendir. ‘İnsana tükettiği kadar değer veren’ liberal siyasalarda israfın olmaması mümkün değildir. Halbuki Resulullah (s.), Müslümanları israf konusunda şöyle uyarmıştır: “Kim iktisatlı davranırsa fakirleşmez Bizzat kendisi de hayatının standartlarını bütün zamanlarda hiç değiştirmemiş ve ümmetine iktisatlı yaşama hususunda örnek olmuştur. Mekke’de nasıl yaşadı ise Medine’de devlet başkanı olduktan sonrada aynı yaşamıştır. Hayat standartlarını sabit tutan Resulullah(s.), israftan da borçtan da uzak durmuştur. İsrafla borç arasında doğru orantı olmakla beraber borcun bizatihi kendisini hoş karşılamayan Hz. Peygamber (s.); “Sizleri borçlu yaşamaya karşı uyarırım. Çünkü borcun evveli gam ve keder, sonu da savaştır” buyurmuştur. Vaktinde  ödenmeyen borçlar yüzünden çıkan kavgalar yüzünden nice ocakların söndüğü herkesin malumudur.

Borç yüzünden alacaklıya karşı mahcup olmak veya şahsiyetinden ödün vermek, Müslümanın izzetine yaraşan bir durum değildir. Peygamberimiz (s.), “kendinizi küçük düşürmeyin” buyurduğunda, sahabiler; “bunun nasıl olacağını sormuşlar”, Resulullah (s.) da; “borçla” karşılığını vermiştir. Borç geceleri keder gündüzleri de zillettir” açıklamasını yaparken de aynı noktaya değinmiştir. İnsanı zillete düşürmesi dahil birçok iktisadi, sosyal, ahlaki ve hatta itikadi endişelerinden dolayı Hz. Muhammed (s.), günaha ve borca batmaktan defalarca Allah’a (c.), sığınmıştır. Bunun sebebini sorduklarında; “borçlanan kimse konuştuğunda yalan söyler; sonra da verdiği sözden cayar” demiştir. Konuşunca yalan söylemek ve sözünden caymak münafıklık alameti olması hasebiyle, borçlu yaşamak insanı böyle kötü bir konuma sürükleyebilir. Yüce Allah da, aldığında ödememeyi hedefleyen bir kimsenin huzuruna borçlu olarak çıkmasını en büyük günahlardan saymıştır.

Borçlu kimse; “aldıklarını hak sahibine ödemezse, kendisi velev ki Allah yolunda öldürülse bile o borçlarını ödemedikçe cennete giremez” tenbihatını yapan Hz. Peygamber; “Allah yolunda öldürülmek borcun dışındaki bütün günahlara kefarettir/onların affına vesile olur” buyurmuştur. Bir başka rivayette ise şu açıklamayı yaparak meseleyi daha da netleştirmiştir: “Şehidin toprağa düşen kanının ilk damlası (hürmetine) bütün günahları bağışlanır ancak kul hakları (borçlar) hariç” Nesai’deki rivayette ise; “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bir insan Allah yolunda öldürülse sonra diriltilse, yine öldürülse sonra diriltilse, öldürülse ve sonra yeniden diriltilse, üzerinde de borç olursa o borcunu ödemedikçe cennete giremez” anlamlı uyarısında bulunmuştur..

Hz. Muhammed (s.), borca ve borçluya olan bakış tarzını değişik biçimlerde ifade etmiştir. Bu konulardaki nebevi uyarıların amacı müslümanları boçsuz yaşamaya alıştırabilmektir. Özellikle hiç kimsenin, başkasının ömrünün karşılığı olan emeğini gasp etmesini istememiştir. Şehidin bile üzerinde kul hakkı varken cennete giremeyeceğini söyleyen Allah Resulü, insanlar aldıkları borçları mülklerine geçirmesinler diye bir ara borçluların cenaze namazlarını bile kılmamıştır. Bu münasebetle de kişi öldüğünde İslam fıkhında vasiyet ve (miras’dan) önce borçlarının ödenmesine hükmedilmiştir. Hz. Ali’nin rivayet ettiği bir uygulamada, Resulullah’ın huzuruna bir cenaze getirildiğinde, onun borcunun olup olmadığını sorarmış. Şayet; ‘ödenmemiş borcu vardır’ denilirse o kişinin cenaze namazını kılmazmış. Yine bir defasında musallaya cenaze getirildiğinde; “üzerinde borç var mı?” diye sormuş. ‘Evet’ cevabını alınca; ‘peki geride bu borcu ödeyecek mal bıraktı mı’ sorusunu yöneltince; “evet” demişlerdir. Hz. Peygamber de (s.) bunun üzerine o kimsenin cenaze namazını kılmıştır. Başka bir günde getirilen cenazenin, borçlu olup geride de bu borcu ödeyecek mal bırakmadığı için Resulullah cenaze namazını kılmamış ve sahabilere; “siz arkadaşının cenazesini kılabilirsiniz” demiştir. Ebu Katade; “Ben bu kişinin borcunu üstleniyorum” deyince Hz. Peygamber, yeniden cenaze namazını kıldırmıştır. Borçlu kimsenin cenazesini kılmayışını da Peygamber Efendimiz şöyle gerekçelendirmiştir: “Kabrinde borcuna karşılık rehin tutulan ve kıyamet gününde de (önce borçlarından dolayı) hesaba çekilecek adam için cenaze namazı kılmamın size ne yararı dokunacaktır”Mümin vefat ettiğinde borcuna mahsuben cennetten alıkonulacaktır. Bu durumda kardeşinizin ister borcunu ödeyin, isterseniz Allah’ın azabına terk edin Nebevî buyruğu da borçlu ölmenin uhrevi durumunu bizlere hatırlatmaktadır.

İslam devletinin genişleyip maliyesinin güçlenmesiyle beraber Resulullah (s.), borçluların borçlarını devletin kasasından ödemiştir. Velisi olmayanın velisi olan Resululah, bu uygulamasıyla kendi  sağlığında kimseyi Allah Teala’nın huzuruna borçlu göndermemeye çalışmıştır. Günümüzde ne böyle bir devlet ne de Müslümanların yardım kurumları vardır. Bu kurumlar yoktur diye boşluğa razı olmak yerine ilgili kurumları oluşturmak müslümanların üzerine vecibedir. Bu sayede müslümanlar ütopik konuşmaktan da kurtulmuş olacaklardır. Öyle ki kardeşliği kendisine temel argüman olarak seçen tasavvufi kurumların bile ‘ihvan’a(!) yönelik böyle ciddi bir çalışması yoktur. Kısacası, her şey laftan ibaret.

Bu durumda  yapılması gereken; iktisatlı yaşamak ve borç batağına düşmemektir. Lüzumsuz harcamalar ve borçlanmalar nedeniyle kendinden sonrakilerin hayatını da ipotek altına almamaktır. Daha küçük yaşlardan itibaren iktisatlı yaşamasını bilen bir nesil yetiştirmektir. İktisat ahlak ilişkisine dair dersler vermek ve bu dersleri tabana yayabilmektir. Dere kenarında abdest alırken bile iktisatlı olmayı öneren İslam kültürünün kültürel zenginlikleri böyle dersler vermeye çok müsaittir. Kaynaklarımız bu bilgilerle doludur. Fakat, bunların tamamı eğitime bağlı bireysel önlemlerdir. İnsanları, sürekli tüketime teşvik eden reklamların etkisinden kurtarmak da borca dalmamak hususunda bireysel bir tedbir olarak önerilebilir. Günümüzde  kredi kartlarıyla bilinçsiz alış veriş yapmak da ülkemizde halkın borç limitini artırmaktadır. Neticede, alacaklı taraf mağdur edildiği gibi; borçlu da borcunu ödeyemeyince bunalımlara girmekte ve büyük  aile faciaları meydana gelmektedir. Yine bu bağlamda gerekli telkin ve teşvik yapılabilir; ikna edilebilirse alacaklı  dilerse alacağından vazgeçebilir. Alacaklının dilerse alacağından vazgeçmesine ‘karz-ı hasen’ denilir.Yüce Allah, güzel borç verme diye ifade edilen karz-ı haseni Kur’an-ı Kerim’de şöyle teşvik etmiştir: “ Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah rızası için karz-ı hasen yapanlar var ya, işte onlara(verdikleri) kat kat ödenir. İşte onlar için( Allah katında ) çok değerli bir ödül vardır.” Allah yolunda savaşan mücahitleri techiz etmek anlamına da gelen karz-ı hasen, karşılıksız olduğu gibi daha sonra almak üzere verilen borca da ad olarak verilmiştir. Kur’an, ilk gelen surelerden itibaren sevabını Allah’tan beklemeyi içeren karşlıksız borç vermeyi teşvik etmiştir. Yalnız, borçlanmanın karz-ı hasen olabilmesi için bilinmesi gereken şartları vardır. Şartlarını taşımayan her borç karz-ı hasen değildir. Bu şartlar şunlardır: Borçlanmanın helal sermayeden yapılması, harcamaların meşru alanlarda olması, alınan miktarın netlikle kaydedilmesi, borcun ödenme tarihinin belirtilmesi, ödeme tarihlerine riayet edilmesi ve verilen borca karşılık bir fazlalık  istenmemesidir. Borca karşılık istemeyi ve bu niyetle borç vermeyi Hz. Peygamber(s.) şu hadislerinde yasaklamıştır: “ Menfeat karşılığı verilen her borç faizdir.” Karşılıksız borç verme konusuyla ilgili Hz. Peygamber (s.)’ de şu müjde verici teşviki yapmıştır: “Her kim ki Yüce Allah’ın mutlak koruması altına girmek istiyorsa, borçluya/darda kalana genişlik tanısın veya alacağından tamamen vazgeçsin” Vazgeçilen değil de vaz geçen olmak istiyorsak varlıklı olup  iktisatlı yaşamalıyız  ve borcun azından da çoğundan da uzak durmalıyız. Bu anlayışa göre ‘borç yiğidin kamçısı’ değil; özgürlüğüne vurulan prangadır. Borçsuz yaşayan özgürdür. Bu hakikati Hz.Peygamber(s.), kendine has veciz uslubuyla şöyle ifade etmiştir: “ Az günah işle ki Allah(c.), sana ölümü kolaylaştırsın; az borç yap ki özgür olarak taşayasın.” Peygamber Efendimiz’in bu uyarısı yeterince anlaşılsaydı bugün bir çok insan tefecilerin, bankaların, çok uluslu şirketlerin siğortalarının ve dünya ticaret merkezinin  kölesi haline gelmezdi. Gerek bireysel gerekse toplumsal alanda yapılan borçlanmalar bireyi ve toplumu köleleştirmektedir. Devletler arası borçlanmalarda borçlu devletin siyasetini, ekenomisini, hukukunu, eğitim-öğretim  proğramını ve dış politikasını borç veren emperyal zengin devletler belirlemektedir. Çünkü işin doğasında var olan kural şudur: Bugün borç alan yarın buyruk alır.

ÖNCELİKLİ OLARAK OKUNMASI GEREKEN KÎTAPLAR

Akaid Kitapları

Akaid Cafer et-Tahavi

Fıkhu’l-Ekber Ebu Hanife (Aliyyülkari Şerhi)

Akaid Ömer Nesefı

Tevhid Muhammed Kutup

Kur’an’da Uluhiyet Suat Yıldırım

Dört Terim Ebu A’la el Mevdudi

Beş Terim Mehmet Sürmeli

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’te tmanın Hakikati Mehmet Sürmeli

Kur’an’da Şirk ve Müşrik Toplum Nadim Macit

İslam Akaidi Şerafettin Gölcük

Meal ve Muhtasar Hadis; Fıkıh , Tefsir ve Hadis Usulu Kitapları

Kur’an-ı Kerim ve Meal-i Hakim Haşan Basri Çantay

Kur’an-ı Kerim Meali(Tefsirli) Mahmut Kısa

Riyazu’s Salihin tmam Nevevî

40 Hadis i Şerif tsmet Özel

Selamet Yolları (Bülug’ul Meram) Sanani (Terc: Ahmet Davudoğlu)

Tefsir Usulü Muhsin Demirci

Kur’an’ı Anlamada Yöntem Muhammed Gazzali

Kur’an’ın Bütünlüğü Ozerine Halis Albayrak

Tefsir Tarihi İsmail Cerrahoğlu

Hadis tlimleri ve Istılahları Subhi Salih

İslam Hukuku Metodolojisi Muhammed Ebu Zehra

İslam Hukukuna Giriş Abdulkerim Zeydan

Fıkıh Usulü İbrahim Kafi Dönmez

Hadis Edebiyatı tsmail Lütfü Çakan

Îlmihaller

tslam tlmihali Ömer Nasuhi Bilmen

Emanet ve Ehliyet Yusuf Kerimoğlu

İslam tlmihali Diyanet Vakfı Yay.

Kur’an Ahkamı Celal Yıldırım

Ahkamu ’l Kur'an Muhammed Ali es Sabuni

Ïslam Tarihi

Çöle tnen Nur Necip Fazıl Kısakürek

Zad’ü 1 Mead (4 cilt) İbni Kayyim el Cevzi

Fıkhu’s Sire Ramazan el Buti

Fıkhu’s Sire Muhammed Gazali

İslam Peygamberi(2 cilt) Muhammed Hamidullah

Peygamberler ve Hz. Muhammed, Tevhid Mücadelesi(3 cilt) Ebu Â’lâ el Mevdudi

tslam Tarihi tbni Hişam

Hz. Muhammed’in Evrensel Mesajı İbrahim Sarıçam

Tasavvuf/Ahlak

Ruh Terbiyemiz Said Havva

Allah Erinin Ahlâk ve Kültürü Said Havva

M. Bahauddin Nakşibendi ve Nakşibendilik Necdet Tosun

Risaletü’l Müsterşidin Haris el Muhasibi

Medâricu’s Salikin İbn Kayyım

Muhammed Suresi 19. Ayet Tefsiri Mehmet Sürmeli

Tasavvuf Hasan Kamil Yılmaz

Tasavvuf Mahir tz


Davet ve Tebliğ

Tebliğ Abdulkerim Zeydan

Yoldaki tşaretler Seyyid Kutup

Risaleler Hasan el Benna

Hatıralar Hasan el Benna

Kur’an ı Kerim ve Sünnette Davet Ahmet Önkal

Nebevî Hareket Metodu Münir Muhammed Gadban

islam’a Giriş Muhammed Hamidullah

İslam’ın Etrafındaki Şüpheler Muhammed Kutup

İslam’ın Dünya Görüşü Seyyid Kutup

İslam’da Sosyal Adalet Seyyid Kutup

İslam’da Hükümet Ebu A’la el Mevdudi

İslam Said Havva

Müslümanın Şahsiyeti Muhammed Ali Haşimi

Dersler ve tbretler Mustafa Sibai

Kur’an ı Kerim’i ve Sünneti Anlama

Kur’an’ı Anlamada Yöntem Muhammed Gazali

Sünneti Anlamada Yöntem Yusuf el Kardavi

imam Şatıbi el Muvafakat

Akıl Vahiy Dengesi Açısından Sünnet Mehmet Erdoğan

Sahabenin Sünnet Anlayışı Bünyamin Erul

İslam Hukukunda Sünnet Mustafa Sıbai

Hz. Peygamber’in Kur’an Anlayışı Mehmet Sürmeli

Sahabenin Kur’an Anlayışı Mehmet Sürmeli

Kur’an Tarihi Muhammed Hamidullah

Sünnetin Anayasal Niteliği Ebu A’la el Mevdudi

İslam Düşüncesinde Sünnet Hayri Kırbaşoğlu

Hz.Ömer’in Sünnet Anlayışı Ebubekir Sifil

Kur’an’da Edebi Tasvirler Seyyid Kutub

Denemeler

Zor Zamanda Konuşmak İsmet Özel

Kalın Türk İsmet Özel

Vel Asr İsmet Özel

Toparlanın Gitmiyoruz(1. 2.3) ismet Özel

Bir Akşam Gezintisi Değil tstiklal Marşı Yürüyüşü İsmet Özel

Batılılaşma thaneti Mehmet Doğan

Medeni Vahşet Hüsnü Aktaş

Müslümanca Düşünme Ozerine Denemeler Rasim Özdenören

Öze Dönüş Ali Şeriati


OKUMAK, YASAMAK VE PAYLASMAK DİLEKLERİMLE...

 

Akaid Kitapları
Akaid
Cafer et-Tahavi
Fıkhu’l-Ekber
Ebu Hanife (Aliyyülkari Şerhi)
Akaid
Ömer Nesefı
Tevhid
Muhammed Kutup
Kur’an’da Uluhiyet
Suat Yıldırım
Dört Terim
Ebu A’la el Mevdudi
Beş Terim
Mehmet Sürmeli
Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’te İmanın Hakikati
Mehmet Sürmeli
Kur’an’da Şirk ve Müşrik Toplum
Nadim Macit
İslam Akaidi
Şerafettin Gölcük
Kur’an-ı Kerim ve Meal-i Hakim
Haşan Basri Çantay
Kur’an-ı Kerim Meali(Tefsirli)
Mahmut Kısa
Riyazu’s Salihin
İmam Nevevî
40 Hadis i Şerif
İsmet Özel
Selamet Yolları (Bülug’ul Meram)
Sanani (Terc: Ahmet Davudoğlu)
Tefsir Usulü
Muhsin Demirci
Kur’an’ı Anlamada Yöntem
Muhammed Gazzali
Kur’an’ın Bütünlüğü Üzerine
Halis Albayrak
Tefsir Tarihi
İsmail Cerrahoğlu
Hadis İlimleri ve Istılahları
Subhi Salih
İslam Hukuku Metodolojisi
Muhammed Ebu Zehra
İslam Hukukuna Giriş
Abdulkerim Zeydan
Fıkıh Usulü
İbrahim Kafi Dönmez
Hadis Edebiyatı
İsmail Lütfü Çakan
İlmihaller
İslam İlmihali
Ömer Nasuhi Bilmen
Emanet ve Ehliyet
Yusuf Kerimoğlu
İslam İlmihali
Diyanet Vakfı Yay.
Kur’an Ahkamı
Celal Yıldırım
Ahkamu ’l Kur'an
Muhammed Ali es Sabuni
İslam Tarihi
Çöle İnen Nur
Necip Fazıl Kısakürek
Zad’ü 1 Mead (4 cilt)
İbni Kayyim el Cevzi
Fıkhu’s Sire
Ramazan el Buti
Fıkhu’s Sire
Muhammed Gazali
İslam Peygamberi(2 cilt)
Muhammed Hamidullah
Peygamberler ve Hz. Muhammed, Tevhid Mücadelesi(3 cilt)
Ebu Â’lâ el Mevdudi
İslam Tarihi
İbni Hişam
Hz. Muhammed’in Evrensel Mesajı
İbrahim Sarıçam
Tasavvuf/Ahlak
Ruh Terbiyemiz
Said Havva
Allah Erinin Ahlâk ve Kültürü
Said Havva
M. Bahauddin Nakşibendi ve Nakşibendilik
Necdet Tosun
Risaletü’l Müsterşidin
Haris el Muhasibi
Medâricu’s Salikin
İbn Kayyım
Muhammed Suresi 19. Ayet Tefsiri
Mehmet Sürmeli
Tasavvuf
Hasan Kamil Yılmaz
Tasavvuf
Mahir İz
Meal ve Muhtasar Hadis; Fıkıh , Tefsir ve Hadis Usulu Kitapları
ÖNCELİKLİ OLARAK OKUNMASI GEREKEN KİTAPLAR
Davet ve Tebliğ
Tebliğ
Abdulkerim Zeydan
Yoldaki İşaretler
Seyyid Kutup
Risaleler
Hasan el Benna
Hatıralar
Hasan el Benna
Kur’an ı Kerim ve Sünnette Davet
Ahmet Önkal
Nebevî Hareket Metodu
Münir Muhammed Gadban
İslam’a Giriş
Muhammed Hamidullah
İslam’ın Etrafındaki Şüpheler
Muhammed Kutup
İslam’ın Dünya Görüşü
Seyyid Kutup
İslam’da Sosyal Adalet
Seyyid Kutup
İslam’da Hükümet
Ebu A’la el Mevdudi
İslam
Said Havva
Müslümanın Şahsiyeti
Muhammed Ali Haşimi
Dersler ve İbretler
Mustafa Sibai
Kur’an ı Kerim’i ve Sünneti Anlama
Kur’an’ı Anlamada Yöntem
Muhammed Gazali
Sünneti Anlamada Yöntem
Yusuf el Kardavi
İmam Şatıbi
el Muvafakat
Akıl Vahiy Dengesi Açısından Sünnet
Mehmet Erdoğan
Sahabenin Sünnet Anlayışı
Bünyamin Erul
İslam Hukukunda Sünnet
Mustafa Sıbai
Hz. Peygamber’in Kur’an Anlayışı
Mehmet Sürmeli
Sahabenin Kur’an Anlayışı
Mehmet Sürmeli
Kur’an Tarihi
Muhammed Hamidullah
Sünnetin Anayasal Niteliği
Ebu A’la el Mevdudi
İslam Düşüncesinde Sünnet
Hayri Kırbaşoğlu
Hz.Ömer’in Sünnet Anlayışı
Ebubekir Sifil
Kur’an’da Edebi Tasvirler
Seyyid Kutub
Denemeler
Zor Zamanda Konuşmak
İsmet Özel
Kalın Türk
İsmet Özel
Vel Asr
İsmet Özel
Toparlanın Gitmiyoruz(1.2.3)
İsmet Özel
Bir Akşam Gezintisi Değil İstiklal Marşı Yürüyüşü
İsmet Özel
Batılılaşma İhaneti
Mehmet Doğan
Medeni Vahşet
Hüsnü Aktaş
Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler
Rasim Özdenören
Öze Dönüş
Ali Şeriati
OKUMAK, YAŞAMAK VE PAYLAŞMAK DİLEKLERİML


BURADASINIZ Makaleleri YENİ MAKALELERİ DÜNYEVİ CEZASI ÜMMETİN DUASINDAN MAHRUMİYET OLAN GÜNAH; ALDIĞI BORÇLARI ÖDEMEMEK